Gel beni bana anlat, dedim kırılan yüreğime. Beni bana anlat. Bir ben anladım kendimi ve bir ben anlatamadım derdimi. Her yerde yaşıma tecrübe dediler. Yüzüme bakarak yalan söylediler. Çünkü iş menfaate gelince saygı duymadılar. Yaşımı da tecrübemi de yerden yere vurdular. Üç kuruş fazla para kazanacaklar diye minnet ettiler beyazlamış sakalıma, bükülmüş belime. Hava soğuktu; biraz doğrulup elimi kaldırmak istedim. Dolmuş, minibüs, özel halk otobüsü… Yeter ki biri alsın diye bakındım. Beni gören hızını artırdı. Bir şey diyemedim.
Kıymetli okurlar,
Bugün, ücretsiz kartları olan yaşlı ve engelliler ile bebek arabası olduğu için toplu taşıma araçlarına alınmayan vatandaşlarımızı gündeme getirmek istedim.
Bu insanlara sadece bir yolcu gözüyle bakılmaması gerektiği inancındayım. Onlar bize değer katan, geçmiş ile gelecek arasındaki bağı kuran tecrübe-i hayatlarımızdır. Ve en önemlisi, hor görülmemesi gerektiği Allah (c.c) ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından belirtilen, varlığımıza vesile insanlardır.
Soğuk bir sabahın ayazında veya günün sıcaklığının en yüksek olduğu anda, beli bükülmüş bir amcanın elini hafifçe kaldırıp yaklaşan araca umutla bakışını düşünebiliyor musunuz?
Bana göre o an, bir insanın son onur kırıntısını topladığı andır. Gelen o araç hızlanıp geçtiğinde, sadece bir durak değil, bir yüreği de geride bırakır. Kırık, incinmiş ve sessizce ağlayan o yüreğin yerinde olduğunuzu hayal edebilir misiniz? Ben kaldıramadım. Örfüyle, inanç değerleriyle toplumlar tarafından parmakla gösterilen insanımızın bu hâle düşmesini ben kaldıramadım.
İnanın, benim için bugün mesele “ücretsiz kart” meselesi değil. İnsanın insana bakışındaki merhametsizliktir mesele. Yaşlıyı yük, engelliyi zahmet, çocuklu anneyi engel gören bir anlayışın içimize kadar sızmış olması en önemli meselemiz olmalıdır. Kısacası, burada asıl mesele, vicdanın yerini üç kuruş paranın almış olmasıdır.
Şoförler, yetersiz olmasına rağmen verilecek denilen ücretin geciktirildiğini vb. olumsuzluklarla karşılaştıklarını ifade ediyorlar. Bu kısmı anlıyoruz. Sistemde aksaklık olabilir. Şoförler hak ettikleri ücreti alamıyor da olabilir. Ama bir yerlerde var olan eksikliğin yükünü dezavantajlı insanımızın omuzlarına yükleyemeyiz. Faturayı onlara kesemeyiz, kesmemeliyiz. Bu toplumun evlatları olarak bir annenin onurunu kırmamalı, bir engelliyi hor görmemeliyiz.
Unutmayalım ki direksiyon başında olmanız, sadece bir aracı değil, aynı zamanda bir sorumluluğu taşıdığınızı gösterir. O koltukta oturuyorsanız, bir şehrin ahlakını temsil ediyorsunuz. Çünkü aracınıza her türlü insan biner. Yolcu ile diyaloğunuz, ona bakışınız bir toplumun merhamet sınavıdır. Ve sınav, durağa her yaklaştığınızda hatta her kapı açılışında yeniden başlar. O yüzden siz, ya toplumun ak yüzü ya da kara lekesi olursunuz. Seçimi, sınav başladığı esnada siz yaparsınız. Sınavınızın bir kısmı da beli bükülmüş yaşlıyı gördüğünüz anda başlar; görmezden geldiğiniz an sınav kaybedilir.
Kıymetli kardeşlerim,
Bu topraklar, yaşlıya hürmeti “kültür” değil, “iman” saymış bir medeniyettir. Engelliye merhameti, bir lütuf değil, bir borç bilmiştir.
Açık ve net söyleyebilmeliyiz:
Hiç kimse, üç kuruşluk hesaplar uğruna bir insanın onurunu ezememeli. Belediye veya kurumların eksikliğini zayıf olana yükleyememeli.
Ve unutmayalım ki kimse, vicdanını kaybettiği hâlde kendini haklı sayamamalı.
Bugün yapılması gereken ortadadır.
Eğer problemlerden kaynaklanan öfkenizi yöneltmeniz gereken belediye ve ilgili kurumlar yerine kendinizce hak arayışınızı, güçsüzü ezerek yapıyorsanız, baştan sona hatalısınız. Hak arayışınızı sorumlulardan hesap sorarak, ilgili yasal yolları kullanarak yapabilmelisiniz. Ve yine en önemlisi; insanın incitilmemesi gerektiğini hatırınızdan çıkarmamalısınız.
Ayrıca trafik polisi ve trafik zabıta ekiplerine de maalesef iş düştüğünü söylemek gerekiyor. Açık ve gizli denetimlerin yapılması, toplumun değerlerini hiçe sayanların sınav sonuçlarının uyarı ve gerekirse ceza ile anında ellerine verilmesi gerekiyor.
Şoförlere bu sitemimizi, geleceklerini gözleri önüne sererek bir kez daha belirtmek istiyorum:
Unutmayın, bir gün o direksiyonu tutan elleriniz titrerken, o hızlı geçen araçların arkasından bu kez kendi gözleriniz bakacak. Ve o gün, bugün gösterilmeyen merhametin yokluğu, en ağır yük olarak omuzlarınıza çökmüş olacak.
Son olarak, başta nefsim olmak üzere hepimize söylüyorum:
Unutmayalım, toplum olarak en güçlü olduğumuz zamanlarda değil; en zayıflarımıza, miskinlerimize nasıl davrandığımızla önem kazanır ve öyle hatırlanırız. Durmak, kapıyı açmak, hatta bir insanın kalbini kırmamak hiç zor değil. Zor olan, vicdansızlığa alışmaktır. Buna alışanlardan olmamalıyız.
Yaşlı, engelli ve anne’ye gereken önemi veren şoförlerimizi de takdir ediyor, kendilerine geçmiş ve gelecek adına şükranlarımı sunuyorum.
Selam ve dua ile.