“Anne, baba… Dedem ne diyor, anlamıyorum.”
Kıymetli anne babalar, çocuklarınızdan bu cümleyi duymak sizi rahatsız etmiyorsa, içinizi acıtmıyorsa toplum olarak kendimizi de günümüz şartlarında sorgulamalıyız. Çünkü bu söz, bir çocuğun eksikliğini değil; ebeveynin ihmalini gösterir. Çocuklarımıza ana dilini öğretemiyorsak, hatta çocuklar anlamasın diye yanlarında kendi aramızda Kürtçe konuşuyorsak, Kürt tarihinin ve Kürt kimliğinin yok olmasına sebep olabiliriz.
Geçmişte yaşananları değiştiremeyiz; ama bugün harekete geçerek çocuklarımıza kendi dilini, kültürünü ve tarihini öğrenme imkânı sunabiliriz..
Unutulmamalıdır ki dede ve ninelerimiz, bu halkın yaşayan hafızasıdırlar. Onlar kitap değildir; kapatılıp rafa kaldırılamazlar. Onlar konuşur, anlatır, yaşanmışlıklarını aktarırlar. Ama torunu onu anlamıyorsa, onun güldüğüne gülemiyor, ağladığına hüzünlenemiyorsa burada suç ne dedededir ne de çocuktadır. Sorumluluk anne ve babadadır.
Bilmeliyiz ki dil kimliktir. Dil tarihtir. Dil kültürdür. Çocuklarına ana dillerini öğretmeyen ebeveynler, aslında onları köklerinden koparmaktadır. Bu hususları biliyorken dönüp “Gençler kültürünü bilmiyor.” demenin hiçbir anlamı olmayacaktır. İmkânlar olduğu halde öğretmediysek, sahip çıkmadıysak kendi benliğimizi de sorgulamalıyız.
Okullarda seçmeli olarak Kürtçe (Kurmancî–Zazakî) dersleri verilmesine rağmen önceliğimiz bu ders olmadıysa, kültürümüzün de, dilimizin de açık ya da gizli şekilde karşısında durmuş oluruz. Bu durumda kendimiz dışında suçlu aramak, sorumluluktan kaçmak dışında bir şey olmayacaktır.
Geçmişte doğrusuyla yanlışıyla ne yaşandıysa yaşandı. Geçmişe takılıp çocuklarımıza tarihimizi araştırmaları ve öğrenmeleri için imkânlar sunmuyorsak, bahanelerin arkasına sığınıyoruz demektir.
Bugün okullarda 5, 6, 7 ve 8. sınıflar için Kürtçe (Kurmancî/Zazakî) seçmeli ders imkânı vardır. Devlet bu imkânı sunmuşken hâlâ başvuru yapmıyorsak, okul idaresine dilekçe vermiyorsak “Çocuk evde öğrenemedi.” bahanesinin arkasına sığınamayız. Evde öğretmiyorsak, okulda desteklemeliyiz. Ama ne evde öğretiyor ne de okulda seçiyorsak, o zaman mesele imkânsızlık değil; ilgisizliktir.
Sayın Yusuf Tekin Meclis’te çok güzel bir ifade kullandı: “Seçmeli dersi biz açtık, siz seçin.” dedi. Seçmezsek, zaten ihtiyaç olmadığı düşünülecektir. Ama seçersek, bu derse olan ihtiyaç görülecek ve öğretmeniyle, kaynağıyla ne gerekiyorsa ona göre adım atılacaktır.
Söylemlerle oraya buraya saldırmanın kimseye bir faydası olmadı, olmayacak.
Gerçeklerle yüzleşelim: Çocuklarımız Kürtlerin tarihini bilmiyorsa, kültürüne uzak büyüyorsa, dedesinin anlattığını anlamıyorsa bunun sebebi başkaları değil; biziz. Kendi diline sahip çıkmayan bir toplumun, geleceğinden şikâyet etmeye hakkı olmayacaktır. Bunu artık görmemiz lazım.
Unutmayın: Dilini bilmeyen bir nesil, kültürünü taşıyamayacaktır. Kültürünü taşıyamayan bir nesil ise zamanla yok olmaya mahkûmdur.
Bugün bir dilekçe vermekten, bir tercih yapmaktan kaçınırsanız; yarın kaybolan dilin ve zayıflayan kültürün sorumluluğunu da üstlenmek zorundasınız.
Veliler olarak artık bahane üretmeyi bırakmalıyız. Kürtçe seçmeli derslerin açılması için okul idarelerine başvurmak bir “istek” değil, bir görev olsun. Çocuğunuzun ait olduğu hakikat, ebeveynlerin ilgisizliğiyle yok olmasın.
Eğer çocuklarımızın dedeleriyle aynı dili konuşmasını, geçmişini bilmesini ve kimliğini taşımasını istiyorsak, 20.02.2026 tarihine kadar harekete geçelim. Aksi hâlde yarın hak aramaya hakkımız olmayacak.
Min dixwazî ez bi zimanê kurmancî binivîsim belê halê me Kurda dide nîşan ku gelek mirovan hem ê ev nivîs nexwandi ba hem jî ê fêhm nekiriba.
Bimînin xêr u xweşîyêda.