Müslümanlar! Neden “sizin dininiz size ve bizim dinimiz bize” diyemeyecek kadar ezik ve zeliliz?

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne kadar şimdiki gibi ezik ve zelil bir duruşumuz olmadı…

Okuduklarınızdan hatırlayınız o yılları…

Mustafa Kemal’in yeni bir toplum oluşturmak adına Müslümanlara Türkiye’yi dar ettiği; baskılardan, zindanlara, işkencelere, sürgünlere, idamlara ve katliamlara kadar envaiçeşit zulümleri kendilerine reva gördüğü yıllarda bile Müslümanlar bugünkü gibi ezik, korkak, zelil ve kişiliksiz bir duruş sergilemediler.

Gün oldu, İstiklal Mahkemelerinde yargılandılar… Gün oldu, darağaçlarına asıldılar… Gün oldu, işkencelere, katliamlara ve sürgünlere maruz kaldılar… Ama teslim olmadılar! Sözü eğip bükmediler! Ve en azından, “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyebildiler!

Evet, Müslümanlar, Mustafa Kemal’in ve haleflerinin ve darbecilerin Kemalizm, Laiklik ve Ulusalcılık gibi din ve ideolojileri dayatmalarına, toplumu dini ve etnik aidiyetleri üzerinden ötekileştirmelerine ve milletin iradesinin hilafına anayasalar yapmalarına engel olamadılar, ama her daim Musevî, İbrahimî ve Muhammedî duruşlarını koruyup, “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyebildiler!

Peki, azgın azınlık kötülüklerine yeni kötülükler eklerken, biz Müslümanlar ne haldeyiz?

Sıkça şahit olduğumuz gibi, azgınlar, Müslümanlara yönelik saldırılarını tıpkı Mustafa Kemal Dönemindeki azim ve kararlılıkla sürdürmektedirler.

Gerçi, ilk dönemdeki gibi darağaçları kuramıyor, katliam yapamıyor ve yargısız infazlar gerçekleştiremiyorlar, ama bunların yerine ikame ettikleri kötülükler var. Mesela, Kemalizm, Laiklik ve Ulusalcılık dayatmalarına şimdi de eşcinselliği eklemiş bulunuyorlar.

Bebek, çocuk, yetişkin, erkek ve kadın tanımıyorlar, hepsinin fıtratına saldırıyorlar. Bu saldırılar o kadar yaygın ve geniş ki, değil evlerimiz, camilerimizi bile içine almış durumdadır.

Kamusal alandan sosyal medyaya ve basın yayın organlarına kadar her gün ve dahi her yerde sözlü, yazılı ve fiili olarak hakaret ediyor, saldırıyor ve çoğu kez nefret ve insanlık suçu da işliyorlar. Fakat ne yazık ki, ülkenin mahkemeleri de bir şey yapmıyor veya yapamıyorlar. Öte yandan TBMM de aileyi bu saldırılara karşı koruyamamaktadır. Ve öyle görünüyor ki, İstanbul Sözleşmesini de bir şekilde içine alan 6284 sayılı yasa yürürlükte olduğu sürece toplumu bu sapkınlığa karşı koruması da mümkün değil. Çünkü bu yasa, eşcinselliği ve eşcinsellik üzerinden yapılan saldırıları meşrulaştıran bir içeriktedir.

Müslümanlar olarak halimize gelince…

Yukarıda da dediğimiz gibi, son yüzyılın en ezik ve en zelil dönemini yaşıyoruz. Kemiyet olarak devasayız, ama keyfiyet olarak hakkımızı kutsallarımızı ve dahi onurumuzu azgınların hakaret ve saldırılarına karşı korumaktan aciziz!

Parti başkanından milletvekiline, aydınından âlimine, rektöründen akademisyenine, amirinden memuruna ve sanatçısından tacirine kadar sorumluluk makamlarında olup da kendilerini Müslüman olarak tanımlayanların ezici çoğunluğu, gerek bu azgınların saldırılarına karşı ve gerekse bu azgınlarla girdikleri tartışmalarda, Müslümanca bir duruş göstermekten acizdirler.

Onlar tıpkı Firavun, Nemrut ve Ebucehil gibi saldıradursunlar, Müslümanlar Musevî, İbrahimî ve Muhammedî bir duruş ortaya koyamıyorlar. En azından, “sizin dininiz size ve bizim dinimiz bize” demeleri gerekirken, kayda değer bir kısmının “ben de Atatürkçüyüm” veya “ben de Laikim” türünden beyanlarla ne denli zelil bir hal üzere olduklarını da göstermektedir.

Oysa şartlar ne kadar zor ve ağır olursa olsun, Müslümanların imanlarını korumaları ve en azından, “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” demeleri gerekmez mi?