“PARA BENİM İSTEDİĞİM GİBİ HARCARIM” BİR MÜSLÜMANIN TAVRI OLABİLİR Mİ -2

Abone Ol

Bunun aksine, onlar  dengeli bir biçimde davranmayı öğrenmeli; parayı harcaması gereken yere harcamalı ve kendilerini felakete sürükleyecek savurganlıktan sakınmalıdırlar. Gerçekte parayı insanın gerçek ihtiyaçlarından olmayan, faydasız yerlere, yani gösteriş, lüks, günah fiiller ve buna benzer yerlere harcamak, Allah'ın verdiği nimete karşı nankörlük etmektir. Bu nedenle, bu tür yerlerde para harcayanlar şeytanın kardeşleridir.  Bu iki cümle de, sadece bireye yapılan ahlaki tavsiye ve emirden ibaret değildir. Bu emirler, İslam toplumunu ahlaki eğitim, sosyal baskı ve hukuki sınırlamalarla savurganlıktan korunmaya yöneliktir. Buna uygun bir şekilde, Medine İslam devleti’nde toplumu savurganlıktan korumak için bazı önlemler alınmıştı. Birincisi; Savurganlık ve lüksün birçok çeşidi kanunen yasaktı, yani haramdı. İkincisi;  Bunlara karşı hukuki önlemler alınmıştı. Üçüncüsü; israfı içeren gelenekleri ortadan kaldırıcı sosyal düzenlemeler yapılmıştı. Devletin, bireylerinin açıktan yaptıkları israf engelleme Hakkı vardır. Her şeyin ötesinde zekat ve sadaka, pintiliği ve para biriktirme arzusunu ortadan kaldırmaya yardımcı oluyordu. Bu  önlemlerin yanı sıra, insanların savurganlıkla cimriliği, cömertlikte hasisliği, birbirinden ayırmasını sağlayan genel bir toplumsal sağduyu  yaratılmıştı. Öyle ki  cimri insanlar aşağı görülüyor, cömert insanlara şerefli kabul ediliyordu. Bu zihni ve ahlakİ tavır, İslam toplumunun bir parçası olmuştu. Bugün de İslam toplumunda cimri ve savurgan insanlar aşağı görülmekte, cömert insanlara ise her yerde saygı gösterilmektedir. Yani, “insan  insanlar arasında Servet bakımından var olan eşitsizliğin hikmetini anlayamaz.” Bu nedenle, sun’i araçlarla doğal Servet dağılımını değiştirmeye çalışmamalıdır. Doğal eşitsizliği ortadan kaldırmak veya onu adaletsiz bir hale sokmak için sun’i araçlar kullanmak doğru değildir.  Her iki aşırı uç da  yanlıştır. En iyi ekonomik sistem, servetin ilahi kanuna uygun bir şekilde dağıtılmasına dayanan sistemdir.  Ekonomik eşitsizliğinin hikmetini anladıktan sonra, bu farklılığı kendiliğinden kötü saymak ve sınıfsız  bir toplum yaratmaya çalışmak gibi problemler söz konusu olmaz. Böyle bir problemin doğmamasının yanı sıra, insan doğasına daha yakın olan ve bu ilahi kurallar üzerinden kurulan Medine toplumunda, ekonomik farklılıklara  sun’i araçlarla müdahale edilmiyordu. Fakat ahlaki ve hukuki düzenlemelerle bunlar, adaletsizlik yerine birçok ahlaki, ruhi ve kültürel fayda ve güzelliğin doğmasını da rol oynamışlardır. Böylece evrenin yarattığı tarafından yaratılan ekonomik farklılıkların hikmeti, Medine'de gözler önüne serilmiştir.