İşgal rejiminin finansörlüğünü yaptığı için boykot listelerinin başında yer alan Burger King’in Van’da ikinci şubeyi açmak istemesine karşı harekete geçen vicdanlı vatandaşlar, 3 aydır boykot nöbeti tutuyor.
Kazım Karabekir Caddesi (Maraş) üzerinde açılacak yeni şubenin önünde toplanan vatandaşlar, Gazze'deki katliamların finansörü olan Burger King’i Van’da istemediklerini belirterek yumurtalı eylem düzenledi.
Polis ablukasındaki şubenin camlarına yumurta fırlatan gruptakiler, işgalci siyonist rejimin katliam ve soykırımlarını tel'in ederek bir basın açıklaması yaptı.
Bebek ölümlerine dikkat çeken göstericiler, temsili kefenli bebekleri şube önüne bırakarak “Bebek Katillerini Van’da istemiyoruz” sloganları attı.
“MAZLUMLARIN FERYADINA KULAK TIKAMAYI KABUL ETMİYORUZ”
Gazze’de soykırımın devam ettiği belirtilen açıklamada, “Gazze'de her geçen gün masum çocuklar, kadınlar ve yaşlılar katledilmekte; hastaneler, okullar, camiler, çadır kentler ve sivil yaşam alanları hedef alınmaktadır. Açlık, susuzluk ve ilaçsızlık birer savaş silahına dönüştürülmekte, milyonlarca insan en temel insani ihtiyaçlarından mahrum bırakılmaktadır. Bütün bunlar dünyanın gözleri önünde yaşanırken, uluslararası kurumların ve kendilerini insan haklarının savunucusu olarak tanıtan devletlerin sessizliği, insanlık vicdanını derinden yaralamaktadır. Bizler inanıyoruz ki Gazze'nin acısı bizim acımızdır. Filistin davası yalnızca Filistin halkının değil; bütün İslam ümmetinin ve vicdan sahibi tüm insanların ortak davasıdır. Ne yazık ki böylesine büyük bir insanlık dramı yaşanırken, dünyanın birçok yerinde boykot çağrılarına konu olan markalar faaliyetlerini sürdürmekte, hatta şehirlerimizde yeni şubeler açmaktadır. Küresel boykot çağrılarına konu olan Burger King markasının Van ilimizde yeni bir şube açmış olması, halkımızın vicdanını derinden yaralamıştır. Gazze'de çocuklar bombalar altında can verirken, anneler evlatlarını toprağa verirken ve mazlum insanlar bir lokma ekmek ile bir yudum suya muhtaç bırakılırken; bu markaların şehirlerimizde yeni yatırımlarla büyümesini vicdani ve ahlaki açıdan doğru bulmuyoruz. Bizler, zalime karşı tavır almayı imanımızın ve insanlığımızın bir gereği olarak görüyoruz. Zulme sessiz kalmayı, haksızlığı normalleştiren anlayışlara teslim olmayı ve mazlumların feryadına kulak tıkamayı kabul etmiyoruz.” denildi.
“HALKIMIZI BOYKOT BİLİNCİNİ DİRİ TUTMAYA DAVET EDİYORUZ”
Boykotun kin ve düşmanlığın değil, vicdanın, adaletin ve mazlumdan yana olmanın ifadesi olduğuna dikkat çekilerek şöyle devam edildi:
“Boykot: şiddete başvurmadan ortaya konulan meşru, barışçıl ve etkili bir sivil duruştur. Bu nedenle halkımızı boykot bilincini diri tutmaya ve alışveriş tercihlerinde vicdani sorumlulukla hareket etmeye davet ediyoruz. Diğer taraftan, Gazze'de katliamlar devam ederken NATO Zirvesi'nin Türkiye'de gerçekleştirilmiş olması üzerinde de önemle durulmalıdır. Dünyanın en güçlü askeri ve siyasi aktörleri güvenlik politikalarını konuşurken, Gazze'de akan masum kanın durdurulması konusunda aynı kararlılığın gösterilmemesi büyük bir çelişkidir. NATO ülkelerinin önemli bir bölümünün İsrail'e sağladığı siyasi, askerî ve diplomatik destek, yaşanan zulmün sürdürülmesine katkı sunmaktadır. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere İsrail'e destek veren yönetimler, Gazze'de yaşananlardan doğan siyasi ve vicdani sorumluluktan kaçamazlar. ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail yönetimine verdiği destek ve Filistin halkının haklarını yok sayan politikaları nedeniyle, Gazze'de yaşanan trajedinin sürmesindeki siyasi sorumluluğu görmezden gelinemez. Bizler, İsrail'e silah, siyasi koruma ve diplomatik destek sağlayan bütün güçleri bu zulme verdikleri destekten dolayı kınıyoruz.”
"EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL"
NATO zirvesine de değinilen açıklamada, “NATO'ya ve zirveye katılan bütün devletlere sesleniyoruz: Gerçek güvenlik daha fazla silahlanmakla değil; adaletin sağlanması, işgalin sona erdirilmesi ve mazlumların haklarının korunmasıyla mümkündür. Gazze'de çocuklar ölürken güvenlikten, demokrasiden ve insan haklarından söz etmek büyük bir tutarsızlıktır. Yakın zamanda bir üniversite mezuniyet töreninde gençlerimizin gündeme taşıdığı şu ilahi emir de hepimize önemli bir sorumluluğu yeniden hatırlatmıştır: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." Dosdoğru olmak; güçlünün yanında değil, hakkın yanında durmaktır. Dosdoğru olmak; zalimin makamına, servetine ve nüfuzuna aldırmadan hakikati söylemektir. Dosdoğru olmak; Gazze'de katledilen çocukların feryadını duymazdan gelmemek, mazlumun yanında saf tutmak ve haksızlık karşısında susmamaktır. Bugün burada yükselttiğimiz ses herhangi bir menfaatin, siyasi hesabın veya geçici gündemin değil; Rabbimizin "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." emrine bağlı kalma gayretimizin bir ifadesidir. Bugün burada yükselttiğimiz ses; öfkenin değil, hakkın, adaletin, merhametin ve ümmet kardeşliğinin sesidir.” ifadelerine yer verildi.