Klinik Psikolog Tahir Yurdakul’a konuk olan şair ve yazar Hamit Çelik, insanın iç dünyasına, yalnızlığına ve anlaşılma ihtiyacına dair derin gözlemlerde bulundu. Van'da edebiyatın sezgisel dili ile psikolojinin bilimsel bakış açısının buluştuğu bu özel sohbet, insan ruhuna dair önemli başlıkların ele alındığı nitelikli ve düşündürücü bir programa dönüştü.
Sohbetin başlangıcında günümüz insanının kalabalıklar içinde dahi kendini yalnız hissedebildiğine dikkat çeken Hamit Çelik, çağımızın temel sorunlarından birinin de insanların konuşmasına rağmen gerçekten anlaşılmadıklarını hissetmeleri olduğunu ifade etti. Çelik, bu durumu insanın duygularının karşılık bulamaması olarak tanımlarken, edebiyatın tam da bu noktada insanın iç sesine tercüman olduğunu ifade etti.
EPİSTEMİK YALNIZLIK NEDİR?
Bu düşünceler, sohbeti epistemik yalnızlık kavramına taşıdı. Klinik Psikolog Tahir Yurdakul, epistemik yalnızlığın bireyin duygu, düşünce ve deneyimlerinin başkaları tarafından yeterince anlaşılmadığını hissetmesiyle ortaya çıkan derin bir yalnızlık biçimi olduğunu belirtti. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan epistemik yalnızlığın, ilerleyen yıllarda bireyin ilişkilerinde kendini geri çekmesine, duygularını ifade etmekte zorlanmasına ve güven problemleri yaşamasına neden olabildiğini vurguladı. Yurdakul’a göre terapi süreci, bireyin ilk kez gerçekten “anlaşıldığını” hissettiği güvenli bir alan sunması açısından büyük önem taşır.
Epistemelojinin çerçevesinin geniş olduğuna değinen Hamit Çelik ise “Epistemik yalnızlık, aslında epistemolojiyle bilgiyle, epistemik donanımla ilgilidir. Bunun içine çok şey girer. Sadece teorik bilgiler değildir epistemoloji. Dünya bilgisidir, etik bilgisidir, davranış bilgisidir, sosyolojidir, psikolojidir. Farklı toplumlarda biliyorsunuz farklı bilimler vardır. Bunların birinin uzmanıdır aynı zamanda veya biriyle ilgili uzman olmadığı halde çok şeyleri yaşamışlıktır. Bazen irfani bilgiler bile bu yapay dediğimiz kültürün içine girip bir bilgiye dönüşüyor. Bazı irfani şeyler dünyayı çepe çevre saracak yetkinlikte, büyüklükte ve kapsayıcılıktadır. Mesela hayatında hiç okul görmemiş bir Konfüçyüs, dinine inanan bir rahip veya bir köylü veya işte diyelim ki bir çöl bedevisi Müslüman. Bazen öyle bir şey söyler ki siz dersiniz ki tamam bütün dünyanın, bütün bilginin, bütün epistemolojinin özeti budur. Bazen mesela bu çok düşük gördüğünüz bir halkın içindeki bireyden de çıkabiliyor, her şey yaşamış, çok bilgi birikimi hem teorik olarak hem zenginlik olarak hem sınıfsal olarak iyi bir insandan da çıkabiliyor. Haliyle epistemoloji bunların tamamıdır.” ifadelerini kullandı.
PSİKOLOG NEDEN ÖNEMLİDİR?
Sohbetin bir diğer önemli başlığı “Psikolog neden önemlidir?” sorusu oldu. Psikoloğun yalnızca sorun anında başvurulan bir meslek olmadığını; bireyin kendini tanımasına, duygularını fark etmesine ve yaşamla daha sağlıklı bir ilişki kurmasına eşlik eden bir rehber olduğunu ifade eden Yurdakul, ruh sağlığının ihmal edildiği bir toplumda, bireysel ve toplumsal problemlerin derinleştiğinin altını çizerek psikolojik desteğin bir ihtiyaç olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
ANNE-ÇOCUK İLİŞKİSİNİN ÖNEMİ
Sohbette ayrıca anne-çocuk ilişkisinin bireyin dünyayı algılama biçiminin temelini oluşturduğu vurgulandı. Duygusal olarak erişilebilir, anlayan ve tutarlı bir annenin çocuğun benlik saygısını, güven duygusunu ve ilişkisel becerilerini güçlendirdiği belirtildi. Anneliğin kusursuz olmaktan ziyade “yeterince iyi” olmasının çocuk gelişimi açısından sağlıklı olduğu ifade edildi.
Psikoloji ve edebiyatın ortak paydada buluştuğu bu anlamlı sohbet, insanın anlaşılma ihtiyacını merkeze alan derinlikli bir bakış sundu. Klinik Psikolog Tahir Yurdakul ile şair ve yazar Hamit Çelik’in buluşması, ruh sağlığına dair farkındalığı artıran ve iz bırakan bir program olarak kayda geçti.