Okullardaki şiddet olayları ve saldırıların altında birçok farklı etkenin yattığını söyleyen Uzman Psikolog Tahir Yurdakul, çözüm önerilerini sundu.
Özellikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan menfur saldırılarda 10 kişi hayatını kaybetmiş 28 kişi de yaralanmıştı. Toplumsal boyutta bir soruna dönüşen bu tür vakalar karşısında ise çoğu zaman ne eğitimciler ne de ebeveynler nasıl tepki vereceğini bilememekte ve maalesef istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.
Sorunun altında yatan etkenlere değinen Uzman Psikolog Tahir Yurdakul, “Son yıllarda okullarda artan şiddet olaylarını yalnızca bireysel davranışlar üzerinden açıklamak, sorunun özünü kaçırmaktır. Çünkü şiddet, çoğu zaman bireyin değil, içinde bulunduğu sistemin bir çıktısıdır. Bugün okul koridorlarında gördüğümüz her saldırgan davranış, aslında toplumun derinlerinde biriken gerilimin dışavurumudur. Bir çocuk şiddet uygulamayı “seçmez”; şiddeti öğrenir, içselleştirir ve bir iletişim biçimi olarak kullanmaya başlar. Aile içindeki çatışmalar, duygusal ihmal, ekonomik stres, sosyal medya etkisi ve rol model eksikliği bu öğrenme sürecinin temel yapı taşlarıdır.” dedi.
ŞİDDETİN PSİKOLOJİK ARKA PLANI
Şiddetin arka planında görünmeyen duyguların olduğuna vurgu yapan Yurdakul, “Okullardaki şiddetin merkezinde çoğu zaman görünmeyen duygular vardır: değersizlik, dışlanmışlık ve öfke. Özellikle ergenlik döneminde “görünmez olma” hissi ile “fark edilme arzusu” arasındaki çatışma, bazı gençleri uç davranışlara itebilir. Buna bir de “taklit etkisi” eklendiğinde risk katlanır. Medyada sıkça yer alan şiddet olayları, bazı gençler için bir model haline gelebilir. Şiddet, bir anda çözüm değil ama “görünür olmanın yolu” gibi algılanmaya başlanır.” ifadelerini kullandı.
ASIL SORUN: BAĞ KURAMAYAN NESİL
Çözümün en önemli ayağının aile olduğunu söyeleyen Yurdakul sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugünün en büyük problemi, çocukların bağ kuramaması. Aile içinde sağlıklı iletişim yoksa, okulda destekleyici bir ortam oluşmamışsa ve çocuk kendini ait hissedeceği bir alan bulamamışsa; şiddet, onun için bir ifade biçimine dönüşebilir. Şiddet aslında bir dil haline gelir. Konuşamayan çocuk, vurur. Anlaşılmayan çocuk, bağırır. Görülmeyen çocuk, zarar verir. Bu noktada çözüm, “suçlu çocuk” aramak değil; ilişkileri ve ortamı onarmaktır. Çünkü sorun çok katmanlıdır ve çözüm de çok boyutlu olmak zorundadır. Aile, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını fark eden, sınır koyarken bağ kurabilen bir yapı kurmalı. Okullarda rehberlik hizmetleri aktif hale getirilmeli, sadece kriz anında değil süreç boyunca destek sunulmalı. Toplum ve medya, şiddeti normalleştiren dili terk etmeli. Okullarda gördüğümüz şiddet, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl problem; çocukların büyüdüğü duygusal, sosyal ve kültürel iklimdir. Eğer bu iklimi değiştirmezsek, şiddeti konuşmaya devam ederiz. Ama eğer bu iklimi iyileştirirsek, şiddeti azaltmak zorunda kalmayız çünkü zaten ortaya çıkmaz.”