13-19 Ocak Dünya Müslüman Alimler Birliği ve Filistin Alimler Birliği tarafından belirlenen "Dünya Kudüs Haftası" dolayısıyla Van’daki STK’lar tarafından bir basın açıklaması düzenlendi.
Peygamber Sevdalıları Vakfı, İTTİHDAUL ULEMA ve Özgür Kudüs Platformu’nun katılımıyla cuma namazı sonrasında Van Beşyol Meydanı’nda düzenlenen basın açıklaması Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Basın açıklamasını Peygamber Sevdalıları Vakfı Van İl Koordinatörü Ahmet Faruk Çevik okudu. Çevik, “Resulullah (sav)’ın yeryüzünde kurulan ikinci mescit diye övdüğü, ümmetin haremi, ilk kıblesi, Peygamberimizin miraç durağı olan Beytü’l Makdis, insanlığın düşmanı, Allah’ın lanetlediği Siyonistlerin necis ayaklarından temizlenmeyi beklemektedir. Bu akidevi ve tarihi sorumluluktur. Bugün burada, sadece bir şehri anmak için değil; ümmetin yaralı vicdanını, insanlığın ortak sorumluluğunu ve İslam’ın bize yüklediği bu mukaddes emaneti hatırlamak için toplanmış bulunuyoruz. Hepinizin bildiği gibi Kudüs sıradan bir şehir değildir. Üç semavi din için kutsal olan bu şehir, aynı zamanda insanlığın ortak mirasıdır. Kudüs’ü konuşmak, aslında insanlığı konuşmaktır. Kudüs; Hz. İbrahim’den bugüne uzanan, Hz. Davud’un, Hz. Süleyman’ın, Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) mirasıdır. Kudüs; Müslümanların ilk kıblesidir. Ve biz çok iyi biliyoruz ki bu Kıbleye dokunan el, ümmetin kalbine dokunmuş olur. Bugün bu kıbleye dokunulmuştur. Ümmetin kalbi kan ağlamaktadır. Bu nedenle Kudüs’ü konuşurken, içinde bulunduğu ağır tabloyu görmezden gelmemiz mümkün değildir.” dedi.
“BİR ÇOCUĞUN KORKU DOLU BAKIŞI, HİÇBİR “GÜVENLİK” GEREKÇESİYLE AÇIKLANAMAZ”
Kudüs’ün işgal altında olmaya devam ettiğini belirten Çevik, “Bugün Kudüs, işgal altındadır. Bu işgal; geçici bir güvenlik uygulaması da değil, ‘sistematik, planlı ve ideolojik’ bir planın sonucudur. Yerleşim adı altında gasp edilen topraklar, gece yarısı basılan evler, zorla göç ettirilen aileler, tutuklanan çocuklar ve kutsal mekânlara yapılan sistematik baskılar… Hiçbiri tesadüf değildir! Tekrar söylüyoruz. Bunlar, Siyonist İsrail’in sürdürdüğü işgal politikalarının ve Siyonist yayılmacı anlayışın doğrudan sonucudur. İsrail bir işgal rejimidir. Ne acıdır ki bu işgal, uluslararası hukuka rağmen sürdürülmektedir. Bugün bu işgal ve zulmü, sadece anlatılanlardan değil, sosyal medyadan, ulusal ve yerel gazetelerin manşetlerinden çok net bir şekilde görüyoruz. Bu manşetler ve sergilenen karelerde: Yıkılmış evler, enkaz başında bekleyen babalar, çocuğunu korumaya çalışan anneler ve korkuyu oyun çağından önce tanıyan çocuklar yer almaktadır. Bu kareler; abartı değildir. Propaganda ise hiç değildir. Bunlar, yaşanan insanlık dışı zulmün belgelendiği tarihi kayıtlardır. Bunlar, İsrail’in uyguladığı sistematik terörün belgeleridir. Bilinmelidir ki bir çocuğun korku dolu bakışı, hiçbir “güvenlik” gerekçesiyle açıklanamaz. Bu saldırılar güvenlik kaygısıyla değil bir işgal politikası ürünüdür. Herkesin bildiği gibi bu işgal ve zulüm de her iki taraf eşit değildir. Burada işgalci vardır, bir de işgal edilen vardır. Burada zalim vardır, bir de mazlum vardır. Burada görünür olan şiddetli bir zulüm vardır. Ve bu zülüm hiçbir şekilde normalleştirilemez!” diye konuştu.
“SESSİZLİK, BU İŞGALİN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİDİR”
Gazze’de yaşanan soykırım ve ölümlere rağmen dünyanın sessizce izlediğini belirten Çevik, “Özellikle şunu ifade etmek zorundayız: Bugün Kudüs’te yaşanan acının, Gazze’de yaşananlardan bağımsız olmadığını çok iyi biliyoruz. Gazze; uzun süredir açık bir abluka altında, ‘karadan, havadan ve denizden kuşatılmış ‘bir halkın hayatta kalma mücadelesidir. Elektriksiz kalan hastaneler, ilaç bulamayan yaralılar, temiz suya ulaşamayan çocuklar, soğuk kış şartlarıyla mücadele eden bir halk bunlar bir kriz değil bilinçli olarak sürdürülen bir insanlık dışı uygulamanın sonuçlarıdır. Enkaz başında bekleyen anneler, kucağında cansız evladını taşıyan babalar; okula değil, ölüme giden çocuklar… Daha Ne diyelim. Gazze, bugün dünyanın en büyük açık hava hapishanesinden çıkmış; mezbaheneye dönüşmüştür. Ve burada ölenler, askerler değil; siviller, kadınlar ve çocuklardır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, her türlü noksandan münezzehtir” buyurarak Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın bu ümmete emanet edildiğini açıkça bildirmiştir. Bu emanetin etrafında yaşanan her acı, sadece bir coğrafyanın değil; Ümmetin ortak acısıdır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ise şöyle buyurmuştur: “Yolculuk ancak üç mescit için yapılır: Mescid-i Haram, benim mescidim ve Mescid-i Aksa” buyurarak Mescid-i Aksa’nın ümmet nezdindeki yerini asırlar öncesinden ilan etmiştir. Kudüs de Gazze de aynı imanın, aynı emanetin ve aynı direnişin adıdır. Ayrıca; Siyonist işgal; sadece bir siyasi tutum değil, başkasının toprağını, kimliğini ve hafızasını silmeyi hedefleyen bir anlayıştır. Bu anlayış: Mescid-i Aksa’yı kuşatıyor, Kudüs’ü kimliğinden koparıyor, Filistinliyi kendi yurdunda yabancı ilan ediyor. Ve maalesef dünya, uzun süredir bu zulmü izlemekle yetiniyor. Sessizlik, bu işgalin en büyük destekçisidir.” ifadelerini kullandı.
“SOYKIRIMIN ATEŞKES ALDATMASI İLE BİTTİĞİ ALGISI BİR ALDATMACADIR”
Siyonist işgalcilerin ateşkese uymayarak soykırımı sürdürdüğüne dikkati çeken Çevik, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kudüs meselesi, sadece Filistinlilerin meselesi değildir. Bu, ümmetin izzeti meselesidir. Bugün Kudüs düşerse, yarın başka kutsallarımız düşer. Bugün zulme alışılırsa, yarın adaletin adı bile anılmaz. Ama şunu da unutmayalım: Ümmet olmak için; bilinçlenmek, doğru zamanda doğru yerde durabilmek ve mücadeleci bir duruş sergilemek gerekir. Buradan açık ve net bir çağrımız vardır: İsrail’in işgal politikaları artık görmezden gelinemez. Siyonist işgal, bölgesel değil, büyük bir tehdit haline gelmiştir. Uluslararası hukuk; güçlüler için değil, mazlumlar için vardır. Adalet ertelendikçe zulüm cesaret bulmaktadır. Ey Müslüman devletler! Artık buna bir son verin. Eliniz güçlü ama siz zayıf davranıyorsunuz. Bütün bunlara rağmen biz umutsuz değiliz. Çünkü hakikat bize şunu öğretmiştir: Hiçbir zulüm ebedi değildir. Hiçbir işgal sonsuz değildir. Kudüs, nice zalim gördü. Ama hep ayakta kaldı. Bugün de ayakta kalacaktır. Kudüs özgür olana kadar, Mescid-i aksa rahat bir nefes alana kadar, Filistinli çocuklar korkuyla değil umutla uyanana kadar bu mesele bizim gündemimizde olmaya devam edecektir. Son 3 yıldır Aksa Tufanı bahane edilerek tüm şiddetiyle devam eden soykırımın “Ateşkes” aldatması ile bittiği algısı bir aldatmacadan ibarettir. Gündemden düşürülmeye çalışılan Kudüs ve Gazze bu hafta vesilesi ile tek değil sürekli tekrar tekrar gündemde tutulmalıdır. Bunun için Müslüman halkların ayağa kalkması ve onları yalnız bırakmaması gerekmektedir. Ayrıca Maddi ve manevi bir seferberlik, Mescid-İ Aksa’ya karşı en büyük sorumluluğumuzdur.”
Program yapılan dua ile sona erdi.