Araştırmacı yazar ve aile danışmanı Hamit Çelik, Klinik Psikolog Tahir Yurdakul’un sorularını yanıtlayarak okullarda artan şiddet ve akran zorbalığının nedenlerini değerlendirdi. Şiddet olaylarının yalnızca çocukların davranışları üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Çelik, aile yapısı, toplumsal değişim, sosyal medya ve eğitim sistemine dikkat çekti.

“ŞİDDETİ YALNIZCA OKUL KAVGALARIYLA SINIRLAMAK DOĞRU DEĞİL”

Şiddetin insanlık tarihi boyunca farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü vurgulayan Çelik, konunun yalnızca iki kişinin kavga etmesi veya çocuklar arasındaki akran zorbalığı üzerinden ele alınmasının yetersiz kalacağını söyledi. Çelik, “Şiddet aslında evrensel bir şeydir. Yani biz şimdi okullarda şiddeti konuşuyoruz. Fakat aslında dünya var olduğundan beri şiddet vardır. Nasıl olur? Sadece alan değiştirir. İşte göz önünde bulunduralım insanlığın tarihini, hep savaşlar, hep şiddet. Hep kavga. İnsanların sürgünleri, göçleri, bulundukları yerden zorla çıkarılmaları, bunların hepsi şiddettir. Yani biz şiddeti sadece iki kişinin kavga etmesi, iki çocuğun birbirine zorbalık yapması veya iki yetişkinin zorbalık yapması veya trafikteki bir şiddeti konuşursak çok sığ kalır. Genel anlamda şöyle bir düşündüğümüzde şiddet mesela diyelim ki antidemokratik bir ülkede nasıl olur? Düşünelim mesela bizim ülkemizde bile 10 yılda bir ihtilaller olurdu. Hatta ona ihtilal da demek doğru değil. Darbeler olurdu ve darbede darbeyi yapan kuvvet veya o işte o günkü kudret iktidara geçerdi ve şiddet uygulardı. Onlara uymayan, onların söylediklerini birebir boyun eğmeyen herkese şiddet uygulardılar. Onlar genellikle siviller olurdu veya ülkelerdeki belli halk tabakaları olur. İşte dini gruplar olur, mezhepler olur ve gücü eline geçiren her yapı bir şekilde kendini kabul ettirebilmek için özellikle kurucu şiddet dediğimiz bir şey var. Onu kullanır. Genel anlamda böyle bir evrensel bir şiddet vardır.” dedi.

Klinik Psikolog Tahir Yurdakul Sordu, Aile Danışmanı Hamit Çelik Yanıtladı Okullardaki Şiddetin Nedeni Ne (3)

“HİÇBİR MEDENİYET BAŞKA BİR MEDENİYETE TERCÜME EDİLEMEZ”

Şiddetin nedenlerini anlamak için insanın psikolojik yapısının yanı sıra toplumsal, kültürel ve ekonomik koşulların da değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnsanlar batıda ve doğu toplumlarında bu çözüm önerileri ile ilgili insanın tanımlanması, şiddetin kaynağı ile ilgili de çok ciddi tartışmalar yapmışlardır. Yönteminde şey vardır; id, ego ve süper ego. Bir filozof şöyle demiş; “Hiçbir medeniyet başka bir medeniyete tercüme edilemez”. Yani onların kültürü bize olmaz. Onların felsefesi bize uymaz. Bizimki onlara uymaz. Fakat karşılaştırmalar yapabiliriz. Mesela diyelim ki İslam tasavvufunda o id, ego ve süper egoya karşılık gelecek “nefs” var. İlk nefse ne demişiz? Nefsi emmare. İd, Intinity'dir. Yani kimliktir. Yani ilkel benliktir. Freud onu ilkel benlik olarak değerlendirmiş. Bizim İslam tasavvufunda nasıl değerlendirilmiş? Nefsi emmare yani emir veren, sizi bir şeye zorlayan. Mesela açlığı hissettiğinde bir şey yemeye odaklı benlik, nefs. İkincisinde ego var. Yani benlik dediğimiz şey. Benlik akılla, mantıkla, vicdanla, çevreden aldığı bilgilerle veya kendi edindiği bilgilerle şekillenmiş bir benliktir. O benlik biraz da sorgulamayı, öğrenirken neyin nereden kaynaklandığını irdeleyen bir şeydir. Biz İslam tasavvufunda Nefsi levvame deriz. Levvame ne yapar? Kınar. Kendini kınar, karşıdakini kınar. Yani sorgular. Yani nedensellik arar. Niye oldu? Niye bitti? Niye böyle oldu? diye hem kendi nefsinde hem karşıdakinin nefsinde böyle bir çeşit bilişsel bir hafızadır. Üçüncüsü de biliyorsunuz süper egodur. Kimi filozoflar ona üst insan veya bizim İslam tasavvufunda nefsi emmare denmiştir. Bir de nefsi mutmain. Yaşadıklarından tatmin olmuş. Kaybettiklerinden tatmin olmuş. Öğrendiklerinden tatmin olmuş. Yaptığı işte hani halklara göre veya dinlere göre değişen günah, suç kavramları biliyorsunuz farklı karşılanabilir. Onlardan yana tatmin olmuş. Bir suçun ya masumu olarak kal almış ya o suçu işleyip tatmin olmuş. Sonuçta böyle kültürleri, felsefeleri karşılaştırabiliriz. Bunların tamamında insan nedir? Merkezdedir. Ve insan bunların hepsine meyyaldir. Şiddet de bunun çeşitlerinden biridir.”Klinik Psikolog Tahir Yurdakul Sordu, Aile Danışmanı Hamit Çelik Yanıtladı Okullardaki Şiddetin Nedeni Ne (1)

ŞİDDETİN TEMELİNDE AİLE VE ÇEVRE ETKİSİ VAR

Çocukların davranışlarının şekillenmesinde aile ortamının önemli bir rol oynadığını ifade eden Çelik, genetik özelliklerin yanı sıra anne baba tutumlarının, çevresel faktörlerin ve öğrenilen davranışların da belirleyici olduğunu söyledi.

Çocukların ilk davranış kalıplarını aile içinde öğrendiğine dikkat çeken Çelik, “İnsan yaratılışından itibaren bir şeylerle yüklenir. İşte annenizden, babanızdan aldığınız o genlerle yönlenirsiniz. Büyümeniz de öyledir. Mesela diyelim ki aklınızın, fikrinizin, bilincinizin bir kısmını annenizden alırsınız, bir kısmını babanızdan alırsınız. Anneler insanın inşasında en büyük varlıklardır. İlk öğretmenlerimiz onlardır. Haliyle sizin şiddete meyliniz de yine aile içinden başlar. Doğduğunuzda nasıl bir ailenin içine doğduğunuz önemlidir. Nasıl bir çevreye doğduğunuz önemlidir. Şimdi çevresel faktörler var, genetik faktörler var, hormonal dengeler var. Erkeklerde daha çok yoğun olan testosteron ile östrojen dediğimiz daha çok kadınlarda olduğunu söylediğimiz hormonların bazen dengesi bozulur. Mesela bu denge bozulduğunda biyolojik farklılıklar, fiziksel farklılıklar çıktığı gibi insanın öfke kontrolünü yapamaması, o sinirini bir şekilde deşarj etme yolunu bulamaması, mantıksal bir süzgeçten o olayı değerlendirememesi durumları da vardır. Şiddet de böyle zamanlarda ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.

“ÇOCUKLARIN AŞIRI YÜCELTİLMESİ BENLİK ALGISINI ETKİLEYEBİLİR”

Okullardaki akran zorbalığını değerlendirirken çocukların yetiştirilme biçimlerine de değinen Çelik, çocuğun sürekli merkeze konulmasının ve sınırlarla karşılaşmadan büyümesinin, kendisini diğer insanlardan üstün görmesine neden olabileceğini ve bu durumun da sosyal ortamlarda sorunlara yol açabileceğini kaydetti.

Çelik, “Şimdi erkek de kadın da kendi meyveleri olan, o çok değer verdikleri çocuklarına en büyük payı vermeye başladılar. Onu kışkırtmaya başladı. Herkes çocuğum diyor. Hatta bir söylem var; Anneler köleleri olacakları sultanlar doğurdular. Özellikle anneler öyle bir koruma içgüdüsüyle çocuklarını yüceltiyorlar ki öyle bir sahip çıkma durumu var ki o çocuk artık “ha bu ben miyim” gibi bir zamanlar ki kışkırtılmış erkeklik gibi o benliğinin en doruk noktalarına yükseliyor. Hali ile çocuk bu kışkırtılmış nefisle, fıtratla, övünmüş övgülerle içi içine sığmıyor. Dünyanın merkezinde sanki kendisi varmış gibi, dünyanın merkezine oturuyor ve ondan sonra “ben her şeye muktedirim, yaparım, ederim” diyor. İşte akran zorbalığı orada devreye giriyor. Diğer çocuk da bununla beslenip gelmiş. O da kışkırtılmış bir çocuktur. Artık o sosyoekonomik durumlarına göre, toplumsal sınıflara göre farklılık gösterir. Bir özenti içine giriyor. Bunu yapamayınca da kin ve nefretle doluyor çocuklar. İstediğini elde edemediği için. Şiddet sadece mesela istediğini elde etmek de değil? Fiziki şeylerden bahsedersek tamam yerindedir bu. Ama mesela birini yok sayın, birine küsün. O içeri girdiğinde o yokmuş gibi davranın. Doğru mu? O bir süre sonra sizinle sanki böyle 40 yıllık bir düşmanmış gibi hemen size karşı bir antipati geliştirir. Siz ona diyorsunuz ki sen yoksun. O da diyor ki ben bütün varlığımla kendimi bir ispat edeyim buna.” diye konuştu.

Van’da yeni ulaşım hattı: Sahil Yolunda Kampüse kesintisiz ulaşım
Van’da yeni ulaşım hattı: Sahil Yolunda Kampüse kesintisiz ulaşım
İçeriği Görüntüle

SOSYAL MEDYA VE POPÜLER KÜLTÜR ÇOCUKLARI ETKİLİYOR

Çocukların günümüzde yalnızca ailelerinden ve okuldan değil, sosyal medya ve popüler kültürden de yoğun biçimde etkilendiğini belirten Çelik, dijital içeriklerin çocukların dünyayı algılama biçiminde önemli bir yer tuttuğunu dile getirdi.

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çocuk nasıl gelişimini tamamlıyor? Çevresinden, anne babasından, onların çoğunu konuşmuştuk. Ama bugün çocukları değiştiren, onları farklı yetiştiren, bilişsel olarak, davranışsal olarak o kadar daha fazla done oluştu ki, yani mesela biz bugün yan taraftaki odada çalışan çocuğumuzun bizim çocuğumuz olduğunu, bizim evimizin kurallarıyla, ahlakımızla, etiğimizle Yetiştiğini, bu geceyi de öyle geçireceğini belki düşünüyoruz. Ama eğer o sosyal medyadaysa ki öyledir çoğunlukla, bütün o sosyal medyanın çocuğu olmuştur artık. O popülizmin çocuğu olmuştur. O dünyadaki popüler kültürün bir parçası durumuna gelmiştir. Hatta parçası bile değil. Bir kuklayız artık biz. Yetişkinler olarak da öyleyiz. Şimdi bütün bunlara maruz kalan çocuk bizim mesela çocukluğumuzda hiç görmediğimiz bir görseli görüyor. Bizim hiç okuyamayacağımız bir şeyi okuma şansına sahip. Hiç bilemeyeceğimiz dünyaları tanıyor. Onların tamamıyla büyüyen bir çocuk, anne baba tutumlarından o çevresel faktörlerin tamamına kadar yüklenen çocuk o küçük yaşlarından itibaren hafızalasının alamayacağı kadar yetkinlikte olması lazım ki onlara karşı dursun.”

“ÇOCUĞU YALNIZCA GÜVENLİK ÖNLEMLERİYLE KORUYAMAYIZ”

Okullarda şiddetin önlenmesi için yalnızca güvenlik önlemlerine başvurmanın yeterli olmayacağını belirten Çelik, çözümün farklı uzmanlık alanlarının ortak çalışmasını gerektirdiğini söyledi.

Psikolojik, sosyolojik, ahlaki ve kültürel boyutların birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çelik, okullarda sosyal hizmet uzmanlarının daha etkin görev almasının, ailelerin yaşam koşullarının tanınmasının ve ihtiyaç duyan çocuklara yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin önemine işaret etti.

Şiddetle mücadelede ailelerin yanı sıra öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, rehberlik servislerinin ve güvenlik görevlilerinin de bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Çelik, okul ortamında çocuklarla iletişim kuran herkesin uygun davranış yöntemleri konusunda eğitim almasının önemini vurguladı.

Özellikle kalabalık okullarda görev yapan rehber öğretmenlerin çok sayıda öğrenciyle ilgilenmek zorunda kaldığına dikkat çeken Çelik, mevcut imkânların çocukların ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabileceğini ifade etti. Bu nedenle rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, sosyal hizmet uzmanlarının sürece dâhil edilmesi ve ailelere yönelik eğitim çalışmalarının yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

Çelik, öğretmenlerin de kendilerini güvende hissetmeleri ve görevlerini sağlıklı koşullarda yerine getirebilmeleri gerektiğini belirterek eğitim ortamındaki sorunların yalnızca öğretmen veya öğrenci üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini kaydetti.

Muhabir: SUAT TİNK