HÜDA PAR Van İl Başkanlığı’nın 5. Olağan İl Kongresi, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. Uygulama Oteli’nde düzenlenen kongreye partililer ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.
“Dürüst Siyaset, Gerçek Adalet” sloganıyla gerçekleştirilen kongrede konuşan Yapıcıoğlu, konuşmasına Malazgirt Zaferi’nin anlamına değinerek başladı.

“MALAZGİRT ZAFERİ BİRLİĞİN, BERABERLİĞİN, KARDEŞLİĞİN ZAFERİDİR”
1071 yılının 26 Ağustosunda Malazgirt meydanında bir zafer elde edildiğini belirterek, “Kişilerin durduğu yere, ideolojilerine ya da siyasi anlayışlarına göre farklı farklı isimlerle ya da vasıflarla andıkları Malazgirt zaferi bize göre aslında birliğin, beraberliğin, kardeşliğin, ümmet olma şuurunun tecessüm etmiş bir halidir ve bu zafer İslam ümmetinin, İslam ümmetinin fertlerinin küfre karşı bir zaferidir. Orada iki kavim çarpışmıyordu. Orada bir hak ve batıl mücadelesi, bir iman ve küfür mücadelesi vardı. Anadolu toprakları büyük bir çoğunlukla küfrün hakimiyetindeydi, yoksa daha önce de Türk kavimlerinden bazıları Anadolu'nun ortalarına kadar gitmişlerdi, hem Bizans'ın hakimiyetinde hem de Bizans devletinin genelinin dini olan Hristiyanlığı benimsemiş onların dindaşlarıydılar. Hatta bunların bir kısmı da Romen Diyojen'in ordusunda Sultan Alparslan'a karşı harp etmek üzere Malazgirt'e gelmişlerdi. O gün Sultan Alparslan Abbasi Halifesinin yardım talebi üzerine ordusuyla birlikte Bilad-ı Şam'dayken, oraya, daha güneye Fatımilerin üzerine gidecekken Romen Diyojen'in kendi merkezine doğru fırsattan istifade ordu toplayıp yöneldiğini öğrenince oradan dönmüş ve yoldayken kendisine Mervanilerden 10 binin üzerinde süvari katılmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımızın da 2-3 yıldır özellikle Malazgirt'te dile getirdiği gibi, orada başta Türkler, Kürtler, Araplar olmak üzere İslam'la şereflenmiş olan ortak kavimlerin ortak bir zaferi söz konusudur. Bugün de o Malazgirt ruhuna bizim ihtiyacımız vardır. Çevremiz kaynıyor. Küfür ve zulüm bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Müslümanlar birbirine uzak düşmüş. İslam ülkeleri kendi içinde sorunlar yaşıyor” dedi.

“GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDE KARDEŞLERİMİZE ZULMEDİLİYOR”
Herkesin gözünün önünde Müslümanlara zulüm edildiğini belirten Yapıcıoğlu, “Bu ülkelerin bir kısmının başında kendi halkına dayanamadığı için, sırtını onlara yaslayamadığı için, Batı'da birilerine dayanmak zorunda hisseden ve bundan dolayı onların politikalarına göre, onların siyasetlerine göre, onların isteklerine göre davranan bazı yöneticiler var. Birbirimizden uzaklaşmışız, birbirimizin hakkını gözetmemişiz, birbirimizin hukukunu çiğnemişiz, herkes ben demiş, herkes bana demiş, öyle bir hale gelmişiz ki Batı'nın elinde adeta esir olmuşuz, oyuncak olmuşuz. Gözlerimizin önünde kardeşlerimize zulmediliyor, kınama mesajlarıyla yetinmek zorunda kalıyoruz. Bizim hakkımız hukukumuz çiğneniyor, kendi içimizde iç cephemizi yeterince tahkim edemediğimizden dolayı yeterince sert tepki koyamıyoruz ortaya. Bütün bunların çaresi, 1071'de Sultan Alparslan'ın komutasında farklı kavimlere mensup insanların birlik içerisinde hareket ettikleri o ruh ile bugün yeniden kendi içimizdeki meseleleri dışarıdan bir hücum olduğunda, dışarıdan bir saldırı olduğunda gerekirse bir kenara bırakmayı ama çözümsüz bırakmamak... O parantezi bu şekilde bir daha bir açmak istiyorum, mutlaka kendi içimizdeki sorunlarımızı adalet temelinde, kardeşlik hukukuna riayet ederek çözerek o şekilde iç cephemizi tahkim etmek suretiyle o ruhu yeniden kuşanmalıyız” diye konuştu.

“ARTIK BURADAN GERİ DÖNÜŞ OLMAMALI”
Terörsüz Türkiye, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu adıyla bir komisyon kurulduğunu hatırlatan Yapıcıoğlu, “Malazgirt'te işareti verilen iki yıl önce Sayın Cumhurbaşkanının Malazgirt'teki konuşmasında iç cephenin tahkim edilmesi gerektiği ifadesinden sonra biliyorsunuz Türkiye'de parlamento açılışında hem Sayın Cumhurbaşkanının konuşması hem de orada yaşanan bazı olayların akabinde bir süreç başladı. Bu süreç neydi? Resmi ismiyle, hükümetin verdiği ismiyle Terörsüz Türkiye ve iç cephenin tahkimi Malazgirt'teki ismiyle, daha sonra Terörsüz Türkiye, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu adıyla bir komisyon kuruldu. 20'nin üzerinde toplantı yaptık. Bu toplantı sonucunda ortak bir rapor meclise sunuldu ve sonunda 12 maddelik bir kanun meclisten geçti, tarihi bir oyla 467 destekle o kanun meclisten geçti ve inşallah şiddet dönemi, silah dönemi sona erecek. Süreç devam ediyor. Komisyon raporunu yazdı, kanun çıktı, kanundan sonra kurullar toplandı, alt komisyonların oluşturulması kararlaştırıldı ve artık buradan geri dönüş olmamalı ve inşallah bu süreç en hayırlı bir şekilde kardeşlik hukukunun tam olarak tesis edildiği bir noktaya varmalı, oraya yetişmeli inşallah” ifadelerini kullandı.

“İRADE VARSA SORUNUN ÜZERİNE KORKMADAN CESARETLE GİTMEK GEREKİR”
Yapıcıoğlu; “Henüz sürecin yeni yeni konuşulduğu, hatta kimilerine göre hiçbir sorunun olmadığının ifade edildiği bir dönemde bile biz yüzyılı aşkın bir süredir var olan bir meselemiz olduğunu, kanayan bir yaramız olduğunu, bu yaranın mutlaka sarılması gerektiğini söyledik. Bu sorunun çözümünün de zannedildiği kadar çok zor olmadığını, imkansız hiç olmadığını söyledik. Dedik ki bu sorun çözülebilir ama bunun için birkaç şey gereklidir. Birincisi sağlam bir irade. Gerçekten çözme iradesi var mı? Bunu bir mesele olarak, halledilmesi gereken bir mesele olarak kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Eğer cevap evet ise ve bunu çözmek gerekir ise o zaman irade vardır ve inşallah biz şimdi o iradeyi sağlam bir şekilde görüyoruz. Dedik ki eğer irade varsa o zaman sorunun üzerine kınayıcıların kınamasından korkmadan cesaretle gitmek gerekir. Yani bir de cesaret gerekir. İradeyi koymak ve cesurca meselenin üzerine gitmek, onunla yüzleşmek gerekir. O irade sağlam ise karşılaştığı en küçük engelde geri vites yapmaz. Bu süreci provoke etmeye çalışanlar olacaktır. Hatta bunu alaya alanlar olacaktır. Ya da sürgit şiddet devam etsin, kan akmaya devam etsin, cenazeler gelsin, onun üzerinden ben yelkenlerimi şişireyim. Onun üzerinden ben siyasi rant elde edeyim diye düşünenler olacaktır” dedi.

“KOMİSYONDA BİZİM RAPORUMUZU DA GÖRENLER NET BİR ŞEKİLDE TAKDİR EDECEKTİR”
“Çözümün nerede olduğu konusunda kafa yormak ve gerekirse, memleket kazanacaksa, millet kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım” diyen Yapıcıoğlu, “Olayları tersyüz edenler, olduğundan çok farklı gösterenler ya da bir an önce sona ersin diye felaket tellallığı yapanlar olacaktır. Ama inşallah bunlar hep azınlıkta kalacaktır. O mecliste 467 kabul oyunun çıkması da milletin vekilleri aracılığıyla bu işe koymuş olduğu irade bunun göstergesidir. İnşallah onlar bu iradeyi kırmaya yetmeyecektir ve inşallah bu sağlam irade bu süreci hayırlı bir şekilde neticelendirinceye kadar devam edecektir. Evet sağlam bir irade ve cesaret gerekir. Bir şey daha söyledik. Dedik ki bir de samimiyet gerekir. Eğer samimiyet varsa Allah'ın izniyle bizi sonuca ulaştıracak şey odur. Peki samimiyetten kastımız nedir? Kasıt şu: Gerçekten bu meseleyi sadece parçalara bölüp bizim açımızdan ehemmiyetli olan kısmı çözülsün de gerisi olmasa da olur şeklinde ise o zaman bu yaklaşım samimi bir yaklaşım değildir. Samimi yaklaşım şunu gerektirir, meseleyi bütüncül olarak ele almak, bütün yönleriyle. Çözümün nerede olduğu konusunda kafa yormak ve gerekirse, memleket kazanacaksa, millet kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım demektir. Biz bu süreçte, samimiyetle dedik ki, biz elimizi de, gövdemizi de taşın altına koyarız, bu meselenin çözümü için elimizden gelen her şeyi yaparız ve inşallah çözümünü de göreceğiz dedik. Biz halen aynı noktadayız. Komisyon çalışmalarında, komisyon çalışmalarını takip edenler, komisyona üye veren bütün partilerin hazırladığı raporları ayrı ayrı okuyanlar ve bizim raporumuzu da görenler net bir şekilde takdir edecektir ki en sağlam, en tutarlı, en etraflı ve ayağı yere basan raporlardan bir tanesi de HÜDA PAR'ın raporudur. Bu meseleyle alakalı pek çok insanın yaptığı tarif budur ve inşallah biz bundan sonra da elimizden gelen her türlü çabayı, her türlü katkıyı ortaya koymaya, vermeye ve inşallah netice alınana kadar da bu duruşumuzu muhafaza etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

“ŞİDDET BİTECEK, SİLAHSUSACAK VE İNŞALLAH KARDEŞLİK KONUŞACAK”
Şiddet ve silahın herkese zarar verdiğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Zira biz şuna inanıyoruz. Şiddet, silah herkese zarar verdi. Bundan payını almayan hiç kimse olmadı. Kim bundan faydalandı? Kan tüccarları, silah satıcıları, felaket tellalları. Kendi saadetini milletin felaketinin, memleketin felaketinin üzerine bina etmeye çalışanları ibretle izledik. Onlar kazandıklarını düşünüyorlar fakat aslında onların kazançları da zahirdedir. Özü itibariyle bir memleket kaybedince o memleketteki herkes kaybetmiştir. Ve buradan yola çıkarak diyoruz ki bunun tersi de doğrudur. Herkese zarar veren bir şey sonlandığında bundan herkes kazançlı çıkacaktır. Zahiren bundan zararlı çıkacağını zannedenler bile aslında işin hakikatinde, hakikat cephesinden olaya baktıklarında onlar da bu işten kazançlı çıktıklarını göreceklerdir, fehmedeceklerdir. Evet şiddet bitecek, silah susacak ve inşallah kardeşlik konuşacak. Kardeşlik konuşunca inşallah daha önce de edebiyatını çokça yaptığımız kardeşliğin hukukunu hep birlikte tesis edeceğiz. Kardeşliğin hukukunu yeniden tesis ettiğimizde inşallah o gün adalet her tarafa yayılacak ve adalet yayıldığında da o gün kardeşlik iyice pekişecek, birlik sağlamlaşacak, toplumsal dayanışma güçlenecek. Biz o gün inşallah özümüze döneceğiz, kendimiz olacağız. İçinde bulunduğumuz bu halden, bu zillet halinden, ümmetçe kurtulmuş olacağız Allah'ın izniyle” ifadelerini kullandı.

“HÜDA PAR BU FITRATA DÖNÜŞ HAREKETİDİR”
Yapıcıoğlu, “Daha parti programını yazdığımız dönemde, yani henüz kuruluş aşamasında. Henüz resmen kurulmadığımız dönemde parti programımıza yazdık. İnsanlığın fıtratına yapılan müdahaleler sonucu kaybeden bütün bir insanlık olmuştur dedik. Bütün insanlık kaybetti ama o kaybı geri çevirmenin yolu öze dönüştür, fıtrata dönüştür. İşte HÜDA PAR bu fıtrata dönüş hareketidir. Özümüze dönüş hareketidir. Ve parti programımızı o dönemde eleştirel bir gözle okusunlar diye pek çok kişiye, kuruma götürdük. Derdi millet olan, sevdası memleket olan pek çok insana okuttuk bunu. İçlerinden bazıları şunu söyledi. Şu parti programı, üzerinde parti programı yazıyor ama aslında bu bir medeniyet projesidir. HÜDA PAR'ın parti programı bir medeniyet projesidir. İnşallah zaten sahip olduğumuz, mensubu olduğumuz bir medeniyetimiz var. Bizim projemiz o medeniyetimizi yeniden ihya etmek, yeniden ayağa kaldırmak, yeniden yaşanılır kılmak, kendi değerlerimize, özümüze dönmek, bu şekilde içinde bulunduğumuz bu kimliksizlikten, kimlik bunalımından kurtulmak ve kurtulduktan sonra da Allah'ın izniyle diğer bütün mazlumların da kurtuluş ümidi haline gelmek” dedi.

“BİZ NE YAPTIĞIMIZI ÇOK İYİ BİLİYORUZ”
Bu yolda güçlü adımlarla yürümeye devam edeceklerini belirten Yapıcıoğlu, “Belki uzaktan bakanlar ya da yeterince dikkatli bakmayanlar bu adımların ne kadar güçlü olduğunu fark etmemiş olabilirler ama Allah'ın izniyle biz ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz, bütün olumsuzluklara, olumsuz şartlara, bütün karalama, bütün yok sayma propagandalarına rağmen emin adımlarla hedefe adım adım yürüyoruz. Rabbim yolumuzdan, istikametten ayırmasın. Değerli dostlar şimdi böyle bir kongrede bu kadar güzel insan toplandığı bir yerde sadece kendimizden bahsetmek olmaz. Toplumun sorunları var, milletin talepleri var, milletin beklentileri var. Yerel meselelerle ilgili ben burada çok konuşmak istemiyorum ama işte il başkanım söyledi, işte çevre yolu bunlardan bir tanesiydi, trafik bunlardan bir tanesiydi. 18. madde uygulamalarının yapmış olduğu yanlışlar var, hala doğal gazın erişemediği yerler var. Sıkıntılar var, memleketin her tarafında var ama her bir yerde kendine has bazı sorunlar var ama memleketin genel sorunlarıyla ilgili ben daha çok konuşmak istiyorum” diye konuştu.

“60 KÜSUR MİLYAR FAİZE PARA ÖDÜYORUZ”
Yapıcıoğlu, “Aslında bu sorunlar halledildiğinde Vanlı da olumlu manada bundan nasibini alacak, etkilenecek, olumlu manada etkilenecek. Yani rahatlayacak. Bitlisli de, Ağrılı da, Manisalı da, Aydınlı da, Çorumlu da. Bunlardan bir tanesi çok uzun süredir bizim belimizi büken faiz belası. Hemen her sene işte Aralık ayında meclis kapanıyor bütçe yapmak için. Merkezi hükümetin bütçesi meclise sunulduğunda gazetelerde şunu görürsünüz, pek çok gazete şunu yazar. İşte bütçede en büyük pay eğitime, sonra işte sağlığa. Ama bunların hepsi aslında faizden sonra gelen rakamlardır. Aslında her sene en büyük payı faiz alıyor. Bizim vergi gelirlerimizin önemli bir kısmını her sene faize veriyoruz. Merkezi hükümetin gelirlerinin en büyük kalemi aslında faize ödenen paradır. Ve bu faiz böyle yüksek seyrettiği sürece de bizim belimizi bükmeye devam ediyor. Uygulayıcılar değişse de kapitalist sistem hemen hemen dünyanın dört bir tarafında uygulanan sistemdir ve herkes borçludur. Ve ben şunu söylüyorum. Diyorum ki dünyanın en büyük ekonomisi Amerika, en fazla üretim orada, en çok tüketim de orada. Dünyanın en büyük ekonomisi Amerika olduğu halde, dünyanın en zengin ülkesi olduğu halde, Amerika niye trilyonlarca dolar borçlu? 35 trilyondan fazla borcu var. Dolar bakın 35 trilyon dolardan fazla borcu var. Amerika'nın yıllık faiz gideri 1.2 trilyon dolar, bizimkinden çok fazla yani. Biz 60 küsur milyar faize para ödüyoruz, Amerika bizim 20 katımız ödüyor. Peki, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin, dünyanın en çok borcu olan ikinci ülkesi kim? O da Çin. Şimdi Amerika borçlu, Çin borçlu, Japonya borçlu, Türkiye borçlu, Almanya borçlu, herkes borçlu. Peki, kim alacaklı? Kongo, Togo, Orta Afrika Cumhuriyeti falan mı? Ya da Trinidad Tobago, ya da işte ne bileyim Papua Yeni Gine, onlar mı alacaklı? Yok, onlar da borçlu. Ama onların borcu boylarına göre. Herkes borçlu” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE'DE YETİŞKİN VATANDAŞLARIN %81'İ BANKALARA BORÇLU”
Yapıcıoğlu, “Peki, kim alacaklı? Bu faizciler, tefeciler. Tefeciler bütün dünyadan alacaklı. Sadece hükümetlerden değil. Hükümetlerden alacaklı, şirketlerden alacaklı, belediyelerden alacaklı. Bir de şahıslardan alacaklı. Son açıklanan rakamlara göre Türkiye'de vatandaşların, yetişkin vatandaşların %81'i bankalara borçlu. Kredi kartı borcu ya da işte çektiği kredilerin borcu. Zamanında ödeyememiş, kendi gelirinin bir kısmını faize harcamak zorunda kalıyor. Biz şunu söylüyoruz, bir ara Sayın Cumhurbaşkanı faiz sebep enflasyon sonuçtur dedi. Hiç beklemediğiniz insanlar bile yıllardır faizin sömürü düzeni olduğunu söyleyenler bile Sayın Cumhurbaşkanına hücum ettiler. Hatırlıyorsunuz değil mi? İsim vermeye gerek yok. Bu dediğin şey kitapta yazılı şey değil. Enflasyon olduğu için faiz var. E peki enflasyonu sıfır olan hatta dezenflasyon hatta negatif enflasyon yani fiyatların düştüğü memleketlerde bile niye faiz var? Bunun açıklaması var mı? Yok. Biz de o zaman söyledik şimdi tekrar söylüyoruz. Faiz sadece enflasyonun değil, faiz işsizliğin, faiz gelir dağılımındaki adaletsizliğin, faiz aynı zamanda toplumsal çürümenin de sebebidir. Faiz bütün iktisadi hastalıkların anasıdır. Dolayısıyla biz diyoruz ki bu kapitalizm düzeni, bu faiz düzeni değişmeden, bu sömürü düzeni değişmeden emeğiyle geçinmeye, toprağından geçinmeye ya da masa başında beyin teri dökerek geçinmeye çalışan insanlar kendi gelirlerinin önemli bir kısmını hiçbir şey üretmeden sadece paradan para kazanan bu asalaklara vermek zorunda kalacaklar” dedi.

“GELİN BİR DE FAİZSİZ TÜRKİYE SÜRECİ BAŞLATALIM”
Türkiye’de faize harcanan paraya dikkat çeken Yapıcıoğlu, “İşte teröre şu kadar trilyon dolar biz para harcadık. Peki faize ne kadar harcadık şu son 40 yılda? Kimse bunun hesabını yapıyor mu? Biz de buradan yola çıkarak diyoruz ki gelin bir de faizsiz Türkiye süreci başlatalım. Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. Borçlanmaktan vazgeçelim. Ve inşallah bu faiz belasından zaman içerisinde kurtulalım. Faiz belasından kurtulursak emeklimize daha fazla para verebileceğiz. Faiz belasından kurtulursak asgari ücretle geçinmek için adeta savaş veren insanlardan bu kadar vergi almak durumunda kalmayacağız. Şimdi birileri diyecek ki asgari ücret vergi dışı. Doğru, asgari ücretten gelir vergisi alınmıyor. Eyvallah. Ama asgari ücretlinin ödediği tek vergi gelir vergisi değil ki? Türkiye'de toplanan verginin %65'inden fazlası, bazen bu oran %70'e çıkıyor hatta geçiyor, dolaylı vergiler. Yani para kazanırken değil, parayı harcarken ödediğimiz vergiler. Dolayısıyla insanlar vergi verdiğinin farkında bile değil. Minibüse biniyorsun, vergi veriyorsun. Niye? Çünkü o minibüs alınırken içinde onun fiyatından daha fazla ÖTV'si var, bilmem KDV'si var. O minibüsün yakıtı doldurulurken yakıtın içerisinde yakıtın yani pompaya yazılan ücretin yarısından fazlası vergi. Elbette o minibüsün müşteriden aldığı para da ona göre oluyor. Ne alırsanız alın, içinde o fiyatın içerisinde vergi var, ciddi bir vergi var, o fiyatın içerisinde o verginin önemli bir kısmı faize gittiği için farkında değilsiniz ama bir de faiz var” diye konuştu.

“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA OLAMAZ”
Sömürü düzeninden dolayı emeklilerin geçinemeyeceği kadar, geçinmesi mümkün olmadığı bir maaş verildiğini belirten Yapıcıoğlu, “Sinevizyonda vardı, meclise bir kanun teklifi sunduk. Dedik ki bir dönem asgari ücretin üzerinde emekli maaşı alanlar bile şu anda emekli maaşı, asgari ücretin epey altına düştü. Gelin biz bir kanun çıkaralım diyelim ki en düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olamaz. Asgari ücretin bir tanımı var değil mi? Asgari, en asgari. Aslında asgari ücretin tanımında sadece işçi var, işçinin ailesi de yok. Ona da itiraz ediyoruz. Diyoruz ki gelin bu tanımın içerisine biz aileyi de ilave edelim. Ne diyor o tanım, diyor ki işçinin gıda, giyim, barınma, sağlık, eğitim, kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden karşılamaya yetecek olan ücrettir. Onu bile yapmıyor şu anda. Bir tek kişinin geçinmesi için 40 küsur bin lira para lazım, asgari ücret bunun epey altında. Diyoruz ki gelin, biz asgari ücreti açlık sınırının altında tutmayalım. Asgari ücret açlık sınırının altında olmamalı. En azından 4 kişilik bir ailenin gıda harcamalarına yetecek bir miktar olmalı. En düşük emekli maaşı da buna eşitlenmeli. Bunun için biz kanun teklifimizi verdik, oradan mecliste komisyonda görüşülmeyi bekliyor. Memleketin pek çok sorununa biz sayımıza bakmadan, 4 vekille müdahale etmeye, çözümler önermeye gayret sarf ediyoruz. Mesela memleketin dört bir tarafında insanlara sorulduğunda birinci gündem ekonomi, fiyatlar, geçim sıkıntısı” ifadelerini kullandı.

“GENÇLER EVLENMİYOR ONLARI CİDDİ BİR DESTEK VERELİM”
Yapıcıoğlu, “Ondan sonra farklılaşıyor. Ama şu meseleler hemen her tarafta gündemde. Aile ile ilgili biz yola çıktığımız günden beri, yani 14 yıldır biz söylüyoruz. Birkaç yıldır çok daha fazla sayıda insan söylemeye başladı. Aile yılı ilan edildi, sonra aile 10 yılı ilan edildi. Önümüzdeki 10 yıl boyunca aile 10 yılı olarak ilan edildi. Aile desteklenmeye çalışılıyor. Biz bu konuda ciddi destekler verilmesi gerektiğini söyledik. Mesela dedik ki gençler evlenmiyor onları ciddi bir destek verelim. Verilen hem destek düşük hem de kredi olarak veriliyor. Biz dedik ki bunu kredi olarak değil çeyiz yardımı olarak gençlere hibe edelim dedik. İnşallah o gün de gelecek. Şimdi yavaş yavaş eğer işte o gençlerin o evlilikten bir meyveleri olursa, bir çocukları olursa onu öteleyecekler sonra almayacaklar. Biz diyoruz ki baştan bunu yapalım, hatta aileyi güçlendirmek için gerçekten çocuk sayısının artması isteniyorsa, belli bir sayıda çocuğu olanlara diyoruz ki kademeli bir şekilde mesela 3 çocuğu olana TOKİ'den yaptığınız evleri öncelikli olarak onlara verin diyoruz. Çocuk sayısı 5 olursa bu evi onlara ücretsiz verin diyoruz. O zaman siz görün, şimdi bu kendisine bile yetmeyen bir ücretle evlenmekten korkan gençleri evlilik konusunda nasıl cesaretlendirdiklerini göreceksiniz” ifadelerini kullandı.

“UYUŞTURUCU BELASININ ÖNÜNE GEÇEMEDİK”
Memleketin dört bir tarafında uyuşturucu belasıyla mücadele konusunda ciddi gayretler olduğunu belirten Yapıcıoğlu, “Gayret edenleri takdir ediyoruz, teşekkür ediyoruz. Bu konuda emek ortaya koyan kim varsa hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Millet adına teşekkür ediyoruz. Fakat bu belanın önüne biz geçemedik. Bunun için hani bir söz var derler ki hırsız evdense kapı kilit tutmaz ya da hırsız evdense öküzü bacadan da çıkarır değil mi? Şimdi uyuşturucuyla mücadele etmesi gereken bazı görevliler eğer o uyuşturucudan gelen 3-5 kuruşa tamah edip onlar da bu işin içine giriyorsa mücadele zorlaşır. Ben bütün o kurumları hepsini birden töhmet altında bırakmak adına söylemiyorum bunu ama hadi Van'dayız yakın geçmişte, birkaç yıl önce Erciş Adliyesinde adli emanete teslim edilen ve imha edilmesi gereken uyuşturucuların tekrar el altından satıldığına dair bir haber çıktı, adli emanetten sorumlu kişi tutuklandı. Hatırlıyorsunuzdur. Yine benzer bir şekilde Adana'da içinde bir cumhuriyet savcısının olduğu, onun altında narkotik şubedeki bazı polis memurlarının da çalıştığı bir şebeke ortaya çıktı uyuşturucuyla ilgili. Biz bir kanun teklifi daha verdik. Dedik ki eğer uyuşturucu ticaretiyle uğraşan kişi kamu görevlisiyse bunların cezasını katlayalım. Başka türlü olmaz. Hatta bize göre uyuşturucu ticareti yapmak, uyuşturucu imal etmek ve para için insanları yavaş yavaş ölüme sevk etmek en kötü cinayet biçimidir. Zira para için topluca insanları öldürmeyi göze almaktır uyuşturucu satmak. Bunların cezasının bugünkü kanunlardaki cezasının yeterli olmadığını biliyoruz, niye, çünkü her gün uyuşturucu satanlar ve uyuşturucuya müptela olanlar sayıca artıyorlar. Bunun önüne geçmek için çok daha ciddi tedbirler alınsın diyoruz. Buradan bu çağrımızı bir kez daha tekrar ediyoruz” dedi.

Yapıcıoğlu, “Yine toplumun ciddi şekilde rahatsız olduğu hususlardan bir tanesi şudur: Birileri mukaddesata küfür ediyor, sövüyor. Hâşâ, Allah'a, Peygambere, kitaba, dine, dinin kutsal saydığı bütün değerlere... İfadesi alınıyor, serbest bırakılıyor. Bu kadar ucuz mu ya? Siz bir kişiye hakaret etmiyorsunuz. 2 milyara yakın müntesibi olan bir inanca hakaret ediyorsunuz ve bununla siz toplumsal barışın dibine dinamit koyuyorsunuz. Siz toplumu kışkırtıyorsunuz, siz toplumu tahrik ediyorsunuz. Bu kadar ucuz olmamalı. Bunun cezasının da mutlaka artırılması gerektiğine inanıyoruz ve bu konuda da bir kanun teklifi verdik. O da mecliste komisyonda bekliyor. İnşallah bundan da sonuç alıncaya kadar biz ısrarlarımıza devam edeceğiz” diye konuştu.
“SOYKIRIM SUÇUNA İŞTİRAK EDEN KİM VARSA, EĞER ÇİFTE VATANDAŞSA ONU ÇAĞIRALIM, YARGILAYALIM”
Soykırım suçunun önlenmesine dair sözleşmenin 1951'den beri yürütüldüğünü söyleyen Yapıcıoğlu, “Bir de Türkiye'de çok ses getiren bir şeyimiz daha vardı. Soykırım suçu işleyen çifte vatandaşlar var. Şu andaki mevcut kanunlara göre soykırım suçu işleyen birisi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasa bile ve bu suçu dışarıda da işlese, Adalet Bakanlığının talebiyle bu kişi yargılanabilir. Niye? Çünkü bu suçun mağduru sadece o soykırım suçuna uğrayan kişi değildir. Sadece o soykırım suçu tanımı içerisinde öldürülen, yaralanan, evi yıkılan ya da cinsel saldırıya uğrayan kişi değildir. Bu suçun mağduru insanlıktır. Çünkü bu insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Öyleyse bütün ülkeler bunları yargılayabilmelidir. Soykırım suçunun önlenmesine dair sözleşme 1951'den beri yürürlüktedir, Türkiye de buna taraftır ve kanunlarında da 2004 yılında değişiklik yapmıştır. Buyurun dedik biz bu kanunu değiştirelim. Soykırım suçuna iştirak eden kim varsa, eğer çifte vatandaşsa onu çağıralım, yargılayalım. Gelmiyorsa vatandaşlıktan çıkaralım. Bütün malına da el koyalım diye genel kurula inmesi için önerge verdik. Önergemize 8 parti destek verdi, genel kurula indi, fakat bir türlü sıra gelmiyor. Ondan sonra verilen yüzden fazla kanun teklifi kanunlaştı, bizimki bekliyor. Hepsinin acelesi var ama Gazze'deki mazlumların dayanacak gücü daha varmış, daha bitmemiş, o yüzden bir türlü sıra gelmiyor bu kanuna” ifadelerini kullandı.

“GAZZE'Yİ GÜNDEMİMİZDEN DÜŞÜRMEYİN”
Gazze'de soykırım bitmediğini belirten Yapıcıoğlu, “Söz Gazze'ye gelmişken buradaki bütün kardeşlerimden hassaten istirham ediyorum. Gazze'yi gündemimizden düşürmeyin. Bakınız Gazze'de soykırım bitmedi. Ateşkes anlaşması imzalandı ama ateşkes de olmadı. Ateş devam ediyor. Belki eskisi gibi günde 100, 150, 200 kişi değil, ya da 500 kişi değil, ama günde yine 5 kişi, 10 kişi, 20 kişi orada katlediliyor, şehit ediliyor. Anlaşmaya göre günde 600 kamyon yardım girecekti. Giren yardım 200 kamyonu geçmiyor, bazen 100, 110, 120, 150, bazen 180, 190. Gazze yeniden inşa edilecekti, orada bir tek evi yapmaya yetecek inşaat malzemesinin girmesine izin vermiyorlar. İnşaat malzemesi girmiyor. Gazzeli kardeşlerimiz hala sokakta, hala derme çatma çadırların, naylondan yapılan barınakların altında ve önümüz kış. Orada açlık, orada ilaçsızlık, orada susuzluk, orada hastalık, orada muhasara, etrafını çevirme ve orada kan akmaya devam ediyor. Öyleyse bu zulüm devam ettiği müddetçe biz de onu gündemimizden düşürmeyelim. Sürekli gündemimiz olsun ve Allah için Gazze'ye ne yardım yapabiliyorsak herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etsin” dedi.
“HER BİRİMİZ GAZZE İÇİN KENDİ YAPTIĞINI YETERSİZ GÖRSÜN”
Yapıcıoğlu, “Gazze ile ilgili ümmetin veremediği imtihanlardan bir tanesi de şu oldu: Her birimiz tek tek Gazze ile ilgili kendi yaptığımızı yeterli gördük, başkasının yaptığına da hep bir kulp taktık ya da yetersiz gördük. Halbuki olması gereken şey şuydu: Ben hep söyledim, burada bir daha söylüyorum ve bundan sonra da söylemeye devam edeceğim. Her birimiz Gazze için kendi yaptığını yetersiz görsün, daha fazla ne yapabilirimin arayışında olsun ve Gazze için kim ne yapmışsa, bir söz mü söylemiş, bir kuruş yardım mı göndermiş ya da bir yerde onu gündem mi etmiş, her ne yapmışsa biz o yapanı kendimizi bir Gazzeli'nin yerine koyarak, onların bir kardeşi olarak o yardımı yapana teşekkür edebilmeliyiz. Evet onları da teşvik edelim. Daha fazla yardım yapmaya teşvik edelim. Fakat her birimiz kendi vicdanını rahatlatacak şekilde ben yaptım, herkes benim kadar yapsaydı zaten iş bitmişti demesin, bu yanlışa düşmeyelim Allah aşkına. Toplamda, ümmet olarak, 2 milyar İslam ümmeti olarak yaptığımız yeterli olsaydı Gazze bugün bu halde olmayacaktı. Demek ki yaptığımız yetersizdir. Rabbim eksiklerimizi görmeyi, onları tamamlayabilmeyi hepimize nasip eylesin inşallah” diye konuştu.

“BAŞIBOŞ KÖPEKLER ÇOK CİDDİ BİR SORUNDU”
Başıboş köpek sorununa da değinen Yapıcıoğlu, “Mesela başıboş köpekler çok ciddi bir sorundu. Biz söyledik, dedik ki bunlar toplatılmalı, bunların yeri sokaklar değil. Sokak köpekleri diyerek bunu sanki sokağa aitmiş gibi bir algı oluşturmaya çalışıyorlar, bunlar başıboş hayvanlar. Bunlar sokak hayvanı değil, o hayvanın yeri sokak değil. Evet hayvana merhamet edelim, ama hayvanları çocuk etiyle beslemeyelim. Böyle bir anlayış olamaz. O hayvan sokakta serbestçe dolaşsın, canı istediğinde bir çocuğu yesin, parçalasın ya da bir yaşlıyı sabah namazına giderken cami yolunda çevirip onu yere yatırsın, ciddi şekilde yaralasın ya da öldürsün. Böyle bir merhamet yok. İnsan eşref-i mahlukattır. O hayvanlar toplatılmalıdır, zararlı olanları gerekirse itlaf edilmelidir dedik. Yemediğimiz laf kalmadı. Bize hayvan düşmanı dediler, merhametsiz dediler, valla biz merhametsiz olduğumuzu düşünmüyoruz, biz hayvan düşmanı da değiliz ama biz itperestlerin düşmanıyız. İte tapanların düşmanıyız. Israr ettik. Doğruda ısrar edince o konuda adımlar geldi, kanun çıktı, şimdi sokaklar nispeten daha güvenli. İnşallah bundan sonra da daha da güvenli hale gelecek ve tehlikeli ne varsa, bu ister köpek olsun ister kuduz bir başka hayvan olsun, ister bir zehirli yılan veya akrep olsun, o oradan ya uzaklaştırılır, onun yaşam alanı neresiyse oraya götürülür ya da insanlara zarar vermesinin önüne geçecek ne tedbir varsa o alınır” ifadelerini kullandı.
“BİZ 4 VEKİLLE MECLİSTE TEMSİL EDİLİYORUZ VE KENDİ SAYIMIZDAN ÇOK DAHA BÜYÜK İŞLER BAŞARIYORUZ”
Yapıcıoğlu, “Evet değerli dostlar, bizim süreçle ilgili de bir kanun teklifimiz vardı. Biz bu kanun teklifimizi ta Aralık ayında meclis başkanına verdik. Kanun teklifi olarak değil ama, taslak olarak. Ve komisyonda görev alan bütün partilere de verdik. Dedik ki buyurun bu bir tartışma zemini olsun, mümkünse biz oy birliğiyle bir kanun çıkaralım. Bu konuda en somut teklifi yapan biz olduk. Ondan önce de Sayın Cumhurbaşkanına da sunmuştuk, ilgili kurumlara inceletmesi için. Sonuç itibariyle bir kanun çıktı, tabi bizim verdiğimiz teklif mi kanunlaştı hayır, fakat önemli ölçüde ona bir zemin oluşturduğunu söyleyebilirim. Evet, biz 4 vekille mecliste temsil ediliyoruz ama Allah'ın izniyle memleket meselelerine yaklaşımımızla ve önerdiğimiz çözümlerle kendi hacmimizden, kendi sayımızdan çok daha büyük işler başarıyoruz. Üstat Bediüzzaman Said Nursi'nin, memleketi sayılır burası da, Horhor medresesindeki zamanı, Van kalesinden düşerken ah davam demesi, üstadı bir parça Vanlı yapar. Onun tabiriyle der ki iki elif yan yana gelirse 11 olur. Üç elif 111 olur. Biz dört olduk, 1111 kuvvetinde işler yapmaya çalışıyoruz” dedi.

“GECEMİZİ GÜNDÜZÜMÜZE KATARAK ÇALIŞMALARIMIZA DEVAM EDECEĞİZ”
Yapıcıoğlu, “Geçen gün bir uçak seyahatinde Kayserili bir vekilimiz dedi ki Kayseri'de şöyle derler: Hayrın kadar konuş. Yani ne kadar hayır hasenat işi yaptın, ne kadar yardım yaptın, ne kadar hayrata para harcadın, o kadar konuş. Aklıma şey geldi, dedim Ankara'da da şunu söylüyorlar: Oyun kadar konuş. Maalesef siyasette de böyle. Şimdi sözü buraya getirmişken buradaki kardeşlerime şu hatırlatmada bulunmak için ben bu örneği verdim. Evet, biz doğruları söylüyoruz, evet biz millet için, memleket için inşallah hayırlı gördüğümüz bütün işlerde gecemizi gündüzümüze katarak çalışmalarımıza devam edeceğiz. Kınayıcının kınamasından korkmayacağız. Sağa sola sataşanlara, bize çelme takanlara da, düşsek de belki dönüp çelme takanın kim olduğuna da bakmadan hedefimize kilitleneceğiz, oraya doğru yürümeye devam edeceğiz. Fakat bu hayırlı hizmetlerin daha güçlü bir şekilde devam etmesi için daha güçlü bir desteğe ihtiyacımız var. Bunu kim yapacak? Bunu hepimiz birlikte yapacağız. Bunu sadece vitrinde görünen bizler değil, belki aslında simasını hiç kimse tarafından bilinmediği, isimsiz kahramanlar, yani mutfakta çalışanlar. Yani belki masa başında çalışanlar, ya da sokakta her gün gidip insanlara temas eden kardeşlerimiz yapıyorlar. Bu başarı onlarındır, bundan sonra da onlar olmaya devam edecek” diye konuştu.

“HÜDA PAR'IN GERÇEK KİMLİĞİ NEYSE ONU İNSANLARA GÖSTERMEYİ KENDİSİNE BİR İŞ EDİNECEK”
Yapıcıoğlu konuşmasının devamında, “Ben bu kongreden hemen sonra bütün kardeşlerime, bütün bacılarıma, bütün gençlere, hepinize birden seslenerek şunu söylüyorum: Yarından tezi yok. Şimdi biraz sonra seçim maddesine geçilecek, inşallah Rasim Başkanımız güven tazeleyerek yoluna devam edecek. Birkaç takviyeyle yolumuza devam edeceğiz. Fakat eski yeni demeksizin bu partinin yönetiminde olsun veya olmasın her bir üyemiz, her bir taraftarımız, her bir kardeşimiz inşallah insanlarımıza gidip dokunmayı, HÜDA PAR'ın gerçek kimliği neyse onu insanlara göstermeyi kendisine bir iş edinecek. Basın bizi çok vermiyor olabilir. Ama ben şuna inanıyorum, en iyi kendini tanıtma yolu birebir temastır. Onu kardeşlerimin tamamından bekliyorum. Lütfen, bizimle ilgili, bize hiç benzemeyen resimler oluşturulmaya çalışılıyor insanların kafasında. O resimleri silin. Biz neysek, olduğumuz gibi... Kafaların içerisinde o resimler oluşsun, ben inanıyorum ki insanlar sizin bu sıcaklığınızı, sizin bu samimiyetinizi gördüğünde HÜDA PAR çok daha güçlü olarak memlekete çok daha iyi hizmetlerde bulunacak. Rabbim istikametten ayırmasın, Rabbim hayırlarınızı kabul eylesin, Rabbim hak yolunda, hakkı hakim kılma yolunda, adaleti tesis etme yolunda, kardeşliğimizi pekiştirme yolunda kardeşliğimizi, iyiliği yayma yolunda hepimizin ceht ve gayretini artırsın, yaptıklarımızı bereketlendirsin, neticesini bizlere dünya gözüyle görmeyi nasip eylesin ve onun tesirini de kendi lütfuyla halk eylesin inşallah. Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi hepinizin, hepimizin üzerine olsun” ifadelerine yer verdi.




