Uluslararası raporlar, dijital medyanın erişim kapasitesindeki artışa karşın yanlış bilgi, güven sorunu ve algoritmaların etkisinin önemini koruduğunu ortaya koyuyor.
DataReportal tarafından yayımlanan Digital 2026 Küresel Genel Bakış Raporuna göre, Ekim 2025 itibarıyla dünya genelinde 6,04 milyar kişi internet kullanırken, sosyal medya kullanıcı kimliklerinin sayısı 5,66 milyara ulaştı. Bu rakam dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 68,7'sine karşılık gelirken, 2,2 milyar kişinin internetin dışında kaldığı bildirildi. Sosyal medya kullanıcı kimliklerinin sayısının tekil insan sayısıyla aynı olmadığına da dikkat çekildi.
Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü'nün 2025 Dijital Haber Raporu'na göre, araştırmanın kapsadığı 48 pazardaki katılımcıların yaklaşık üçte biri haberleri haftalık olarak Facebook üzerinden takip etti. Bu oran YouTube'da yüzde 30, Instagram ve WhatsApp'ta yüzde 19, TikTok'ta yüzde 16, X'te ise yüzde 12 olarak kaydedildi. Sosyal video içeriklerinden haber tüketenlerin oranı 2020'de yüzde 52'den 2025'te yüzde 65'e yükselirken, herhangi bir biçimde video üzerinden haber tüketenlerin oranı yüzde 67'den yüzde 75'e çıktı.
ALGORİTMALAR GÜNDEMİN BELİRLENMESİNDE ETKİLİ OLUYOR
Medyanın gücü, yalnızca hangi bilgilerin yayımlandığıyla değil, hangi olayların ne ölçüde görünür hale getirildiğiyle de şekilleniyor. İletişim bilimlerinde "gündem belirleme" olarak tanımlanan süreçte, bir olayın sürekli manşetlerde yer alması veya sosyal medyada geniş biçimde paylaşılması, kamuoyunun o olaya verdiği önemi artırabiliyor. Buna karşılık, yeterince görünür olmayan konular toplumsal önemlerine rağmen geri planda kalabiliyor.
Dijital platformlarda içeriklerin görünürlüğü, haber değerinin yanı sıra öneri sistemleri, algoritmalar ve kullanıcıların etkileşimleri tarafından da belirlenebiliyor. Bu durum, haberin kim tarafından üretildiğinin yanı sıra hangi platformda ve formatta yayımlandığını da önemli hale getiriyor.
YANLIŞ BİLGİ VE GÜVEN SORUNU ÖNE ÇIKIYOR
ABD merkezli Pew Araştırma Merkezi'nin 2025'te 25 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre, katılımcıların ülke bazındaki medyan yüzde 72'si internette yanlış bilgilerin yayılmasını ülkeleri açısından büyük bir tehdit olarak değerlendirdi. Araştırmanın kapsadığı 25 ülkenin 24'ünde katılımcıların çoğunluğu bu görüşü paylaştı.
Reuters Enstitüsü'nün 2025 Dijital Haber Raporu'nda ise katılımcıların yüzde 58'inin internette haberlerde karşılaştıkları gerçek ve sahte içerikleri birbirinden ayırma konusunda endişe duyduğu belirtildi. Şüpheli bilgileri kontrol etmek isteyenlerin yüzde 38'inin güvendikleri haber kuruluşlarına, yüzde 35'inin resmi kaynaklara ve yüzde 25'inin doğrulama kuruluşlarına başvuracağını bildirdiği aktarıldı.
UNESCO'nun Kasım 2024'te yayımladığı dijital içerik üreticilerine yönelik küresel araştırmada, katılımcıların yüzde 62'sinin paylaşım öncesinde sistematik ve kapsamlı doğrulama yapmadığı, yüzde 73'ünün ise bu konuda eğitim almak istediği belirlendi.
Yanlış veya yanıltıcı içeriklerin özellikle seçimler, savaşlar, doğal afetler, salgınlar ve toplumsal krizler sırasında ciddi sonuçlar doğurabildiği değerlendiriliyor. Bağlamından koparılmış görüntüler, eski haberlerin yeniymiş gibi sunulması ve manipüle edilmiş videolar, kamuoyunun olayları değerlendirme biçimini etkileyebiliyor.
HABERLERE GÜVEN YÜZDE 40 DÜZEYİNDE KALDI
Reuters Enstitüsü'nün 2025 raporuna göre, araştırmanın kapsadığı ülkelerde haberlere genel güven oranı yüzde 40 düzeyinde kaldı ve bu oran üst üste üçüncü yılda değişmedi. Raporda, geleneksel haber kuruluşlarının düşen etkileşim, düşük güven ve dijital aboneliklerini artırma güçlükleriyle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Güven sorununun yalnızca yanlış haberlerden kaynaklanmadığı; haberlerin sunuluş biçimi, kullanılan kaynaklar, farklı görüşlere yer verilmesi, yayın politikalarının şeffaflığı ve siyasi ya da ekonomik çıkar ilişkilerinin de belirleyici olduğu ifade ediliyor. Haberlerin doğrulanması, kaynakların belirtilmesi, hataların düzeltilmesi ve olgularla yorumların ayrılması, güvenilir gazeteciliğin temel unsurları arasında yer alıyor.
YAPAY ZEKA YENİ İMKANLAR VE RİSKLER GETİRİYOR
Üretken yapay zeka, haberlerin hazırlanması, özetlenmesi, farklı dillere çevrilmesi ve büyük veri kümelerinin analiz edilmesi gibi alanlarda yeni imkanlar sunarken, sahte görüntü, ses kaydı ve videoların üretimini de kolaylaştırıyor.
Reuters Enstitüsü'nün 2025 araştırmasında, katılımcıların yapay zekanın haber üretimini daha ucuz ve hızlı hale getirebileceğini düşündüğü, ancak doğruluk, şeffaflık ve güvenilirlik konusunda kaygılar taşıdığı görüldü. Yapay zekanın haberleri daha az güvenilir hale getireceğini düşünenlerin oranının, aksi yöndeki görüşleri 18 puan aştığı bildirildi.
Bu bulgular, teknolojinin gazetecilikte sağlayabileceği verimlilik artışına rağmen editoryal denetim ve insan kontrolünün önemini koruduğunu ortaya koydu. Algoritmaların içerikleri hangi ölçütlere göre sıraladığı ve teknoloji şirketlerinin bilgi dolaşımındaki sorumlulukları da tartışmaların merkezinde bulunuyor.
MEDYANIN ETKİSİ ERİŞİM RAKAMLARIYLA SINIRLI DEĞİL
Uzmanlık alanındaki değerlendirmeler, medya etkisinin yalnızca izlenme, tıklanma, takipçi veya paylaşım sayılarıyla ölçülemeyeceğine işaret ediyor. Eğitim düzeyi, yaş, siyasi ve toplumsal görüşler, kişisel deneyimler ve kaynaklara duyulan güven, insanların aynı içeriği farklı biçimlerde yorumlamasına neden olabiliyor. Bu nedenle erişimin yanı sıra bilgilerin doğru anlaşılıp anlaşılmadığı, davranışları nasıl etkilediği ve uzun vadeli toplumsal sonuçları da önem taşıyor.
Uluslararası araştırmaların belirli ülkelerdeki katılımcıların görüşlerine dayandığı ve sonuçların bütün dünya nüfusuna doğrudan genellenemeyeceği de dikkate alınıyor.
21. yüzyılda medyanın etki gücü, toplumsal gündemin oluşmasından siyasi tartışmalara ve ekonomik kararlara kadar birçok alana yayılıyor. Bu gücün toplumsal faydaya dönüşmesi ise yalnızca teknolojik gelişmelere değil, haber kuruluşlarının bağımsızlığına, platformların sorumluluğuna, ifade özgürlüğünün korunmasına ve medya okuryazarlığına bağlı bulunuyor. Bu çerçevede, medyanın ne kadar güçlü olduğunun yanı sıra bu gücün kimler tarafından, hangi amaçlarla ve hangi sorumluluk anlayışıyla kullanıldığı da önem taşıyor.




