Mühendislik Jeolojisi Derneği’nin 50. kuruluş yılı coşkusuyla düzenlenen "6. Ulusal Mühendislik Jeolojisi ve Jeoteknik Sempozyumu (MÜHJEO'2026)", Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü ve Mühendislik Jeolojisi Derneği iş birliğiyle Van YYÜ’de gerçekleştirildi.
İlk adımı 2015 yılında Trabzon'da atılan ve ardından sırasıyla Adana, Denizli, İstanbul ve Nevşehir'de devam eden bu köklü sempozyumlar dizisinin altıncı durağı olan kadim kent Van; yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda bilim insanını, emektar mühendisi ve geleceğin genç araştırmacılarını bir araya getirdi.
Van’ın tarihi ve doğal güzelliklerini tanıtan etkileyici bir film gösterimiyle başlayan açılış programı, protokol konuşmalarının ardından plaket takdimi ve geleceğe not düşülen toplu fotoğraf çekimiyle devam etti.
Sempozyumun açılışında üniversitenin bilimsel vizyonuna vurgu yapan Van YYÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cemil Göya, yarım asırlık bir birikimi ve bu köklü akademik geleneği Van’da ağırlamaktan büyük onur duyduklarını belirtti.
Sempozyumun detaylarına ve bilimsel içeriğine dikkat çeken Rektör Yardımcısı Göya, yer bilimlerinin hayati rolünü şu sözlerle ifade etti: "Özellikle doğal afet risklerinin değerlendirilmesi gibi hayati konuların çok boyutlu olarak üniversitemiz çatısı altında tartışılmasını son derece önemsiyoruz. Unutmamalıyız ki yer kabuğu ile mühendislik yapıları arasındaki etkileşimi doğru modelleyen her bilimsel adım, ülkemizin geleceğini daha güvenli inşa etmemizi sağlayacaktır."
Prof. Dr. Göya, konuşmasını organizasyonda emeği geçen tüm paydaşlara ve bilim insanlarına teşekkür ederek sonlandırdı.
Üniversitelerin yalnızca eğitim verilen alanlar değil, bilginin üretilip toplum yararına sunulduğu birer merkez olduğunu hatırlatan Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Remzi Tuntaş ise konuşmasında güvenli kentleşmenin önemine değindi.
Deprem, heyelan ve diğer doğal afetler karşısında bilimsel veriler ışığında hareket etmenin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğuna işaret eden Dekan Tuntaş, mühendislik jeolojisi ve jeoteknik çalışmaların güvenli kentlerin inşasında belirleyici rol üstlendiğini vurgulayarak çarpıcı bir uyarıda bulundu: "Dünyanın en estetik, en görkemli binalarını inşa edebiliriz; ancak altındaki fay hatlarını ve sıvılaşma riskini yok sayarsak, doğa kendi kurallarını çok acı gerçeklerle bize hatırlatır. İnsan olarak depremleri durdurmaya gücümüz yetmez ama felaketleri henüz yaşanmadan engellemek bizim elimizde. Bunun yolu da mühendislik jeolojisi ve jeoteknik biliminin rehberliğinden geçer."
Prof. Dr. Tuntaş, üç gün boyunca gerçekleştirilecek bilimsel paylaşımların, gelecekte inşa edilecek yapıların daha güvenli ve sürdürülebilir olmasına katkı sağlayacağını belirtti.
Bu bilimsel ortaklığın sahadaki ve akademideki yansımalarını aktaran Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Özvan, insanlık tarihi boyunca yükselen tüm altyapı ve üstyapı projelerinin tek bir ortak gerçeği olduğunu, onun da "yer" ile kurulan ilişki olduğunu vurguladı.
Son yıllarda tanıklık ettiğimiz yıkıcı afetlerin mühendislik jeolojisini akademik bir çalışma olmaktan çıkarıp insan hayatı için vazgeçilmez bir zırh haline getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Özvan, sempozyumun temel mottosunu şu cümleyle özetledi: "Güvenli şehirlerin kurulması ve afet risklerinin azaltılması, zemin ve kaya ortamının doğru analiz edilmesiyle mümkündür. Çünkü yeri doğru okumak, geleceği güvenle inşa etmektir."
Sempozyumun paydaşlarından Mühendislik Jeolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Remzi Karagüzel, derneğin 1970'li yıllara dayanan yarım asırlık köklü geçmişini ve kurucu hocalarını saygıyla anarak başladığı konuşmasında, mesleğin geleceğini şekillendiren teknolojik dönüşüme dikkat çekti.
Günümüzdeki yapay zekâ kullanımına yönelik önemli bir şerh düşen Prof. Dr. Karagüzel: "Yapay zekâ mühendisin yerine geçen bir teknoloji değil, yalnızca mühendisi güçlendiren akıllı bir araçtır. Teknoloji ne kadar baş döndürücü bir hızla gelişirse gelişsin, doğayı anlamanın ve doğru çözmenin yolu hâlâ sahadan, araziden geçer. Bizim yapmamız gereken bilimi teknolojiyle, teknolojiyi ise saha deneyimi ve mesleki etikle harmanlamaktır." ifadelerini kullandı.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu adına konuşan Seçkin Gülbudak ise bu düşünceyi destekleyerek mühendislik jeolojisi ve jeotekniğin et tırnak gibi birbirinden ayrılamaz iki temel uygulama alanı olduğunu belirterek, bilimsel bilgiye dayalı mühendislik hizmetlerinin kamu yararı ve toplumun güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Gülbudak, zemin araştırmalarının kâğıt üstünde kalan birer formaliteye indirgenmemesi gerektiğinin altını çizerek, afet risklerinin azaltılması için doğru yer seçimi, nitelikli zemin araştırmaları ve bilimsel planlamanın hayati önemine dikkat çekti.
Protokol açılışının hemen ardından sempozyum, Prof. Dr. Ömer Aydan’ın ilk çağrılı konuşması ile bilimsel oturumlarına başladı. Üç gün süren MÜHJEO'2026 kapsamında; heyelanlar, depremsellik, zemin iyileştirmeleri, baraj ve tünel jeolojisi gibi kritik başlıklarda akademik sunumlar gerçekleştirildi.





