Van’da ikinci şubesini açmaya hazırlanan soykırım destekçisi Burger King protestoları aralıksız devam ediyor. Boykot Nöbeti sloganıyla yaklaşık 3 aydır sürdürülen eylemler dolayısıyla açılış sürekli ertelenen Burger King önünde toplanan vatandaşlar, tepkilerini bir kez daha dile getirdi.

Burger King önünde bir araya gelen Van Boykot Nöbeti Direnişi, Filistin'de yaşanan insani krize dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında sivillerin, özellikle çocuklar, kadınlar ve yaşlıların ağır bedeller ödediği belirtilerek, uluslararası kamuoyuna harekete geçme çağrısında bulunuldu.

Grup adına yapılan açıklamada, Filistin'de yaşananların yalnızca siyasi bir çatışma olmadığı, sivil yaşamı hedef alan ağır insani sonuçlar doğurduğu ifade edildi. Açıklamada, eğitim kurumları, hastaneler ve yaşam alanlarının zarar gördüğü, temel insani ihtiyaçlara erişimin kısıtlandığı vurgulandı.

Katılımcılar, İsrail'e ekonomik destek sağlayan markalara yönelik boykotun sürdürülmesi gerektiğini belirterek, tüketicileri alışveriş tercihlerini gözden geçirmeye davet etti. Boykotun sadece ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir duruş olduğu savunulan açıklamada, yerli üretimin desteklenmesi çağrısı da yapıldı.

“FİLİSTİN TOPRAKLARINDA YAŞANANLAR SINIRLARI AŞAN BİR ASKERİ OPERASYON YA DA SİYASİ BİR ANLAŞMAZLIK DEĞİLDİR”
Van Boykot Nöbeti Direnişi tarafından yapılan açıklamada, “Bugün burada, modern tarihin en karanlık, en acı verici ve en sistematik yıkımlarından birine karşı sesimizi yükseltmek, Filistin halkının maruz kaldığı soykırımı ve bu vahşetin en masum kurbanları olan çocukların, kadınların ve yaşlıların çığlığını dünyaya duyurmak için toplanmış bulunuyoruz. Filistin topraklarında yaşananlar, yalnızca sınırları aşan bir askeri operasyon ya da siyasi bir anlaşmazlık değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo; evlerin, okulların, hastanelerin ve en nihayetinde bir halkın geleceğinin, tüm dünyanın gözü önünde adım adım yok edilmesidir. Filistin’de çocuk olmak, doğduğu günden itibaren hayatta kalma mücadelesi vermek demektir. Gazze Şeridi’nde ve Batı Şeria’da on binlerce çocuk, en temel hakları olan yaşam, eğitim ve güvenlik haklarından tamamen mahrum bırakılmıştır. Son yıllarda yaşanan ağır bombardımanlar ve saldırılar neticesinde on binlerce masum çocuk hayatını kaybetmiş, çok daha fazlası ise ömür boyu taşıyacakları fiziksel ve psikolojik yaralarla baş başa kalmıştır. Okulların yıkılması ve eğitim sisteminin tamamen çökmesiyle birlikte yüz binlerce çocuk eğitim alamamakta, bir neslin geleceği kasıtlı olarak karanlığa gömülmektedir” denildi.

“FİLİSTİN’DE YAŞANAN BU SİSTEMATİK ZULÜM KARŞISINDA SESSİZ KALMAK, BU SUÇA ORTAK OLMAKTIR”
Gazze’de temiz su kaynaklarına, gıdaya ve tıbbi malzemelere erişimin engellenmesi nedeniyle çocukların yetersiz beslenme, salgın hastalıklar ve tedavi edilebilir rahatsızlıklar yüzünden can verdiğini belirten Van Boykot Nöbeti Direnişi, “Savaşın ve kuşatmanın yükünü omuzlarında taşıyan en önemli kesimlerden biri de şüphesiz Filistinli kadınlar ve yaşlılardır. Filistinli kadınlar, çocuklarını bombaların altında büyütmeye çalışırken aynı zamanda en temel hijyen ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmaktadır. Binlerce gebe kadın, anestezi ve tıbbi destek olmadan, steril olmayan sığınaklarda doğum yapmak zorunda kalmaktadır. Eşlerini kaybeden binlerce kadın, ailelerini tek başlarına ayakta tutma mücadelesi vermektedir. Hayatları boyunca defalarca göç etmek zorunda kalmış, sürgünleri ve savaşları görmüş olan yaşlılar, hayatlarının son döneminde huzur yerine yine ölüm korkusuyla yüzleşmektedir. İlaç yetersizliği ve kronik hastalıkların tedavisinin imkansız hale gelmesi, yaşlı nüfusu sessizce ölüme sürüklemektedir. Filistin’de dökülen her damla gözyaşı ve kan, insanlığın ortak mirasına vurulmuş bir darbedir. Orada katledilen yalnızca Filistinliler değil; adalete, hukuka ve insan onuruna olan inancımızdır. Filistin’de yaşanan bu sistematik zulüm karşısında sessiz kalmak, bu suça ortak olmaktır” dedi.

“ZULMÜ KANIKSAMAYI REDDETMELİYİZ”
Van Boykot Nöbeti Direnişi, herkesin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini belirterek, “İnsan olmanın getirdiği ahlaki, vicdani ve hukuki sorumluluklar bizlere çok net görevler yüklemektedir: Filistin topraklarında on yıllardır devam eden, son dönemde ise tarihin gördüğü en barbarca soykırımlardan birine dönüşen İsrail zulmüne karşı, elimizdeki en etkili sivil silahı; “Boykotu” hayatımızın merkezine yerleştirmek için sesimizi yükseltiyoruz. Zulmü kanıksamayı reddetmeliyiz. Sosyal medyada, sokakta, iş yerinde ve hayatın her alanında Filistin’de yaşanan gerçekleri anlatmaya, hakikati haykırmaya devam etmeliyiz. Zulme doğrudan ya da dolaylı olarak destek veren, bu soykırımı finanse eden tüm kurumlara, markalara ve devletlere karşı kararlı bir duruş sergilemeliyiz. Boykotu bir kerelik bir tepki değil, sürekli bir yaşam biçimi haline getirmeliyiz. Bölgede hayatta kalma mücadelesi veren aileler için gıda, ilaç ve temiz su ulaştırılmasını sağlayan güvenilir insani yardım kuruluşlarına desteklerimizi kesintisiz sürdürmeliyiz. Hükümetleri, uluslararası kuruluşları ve sivil toplum örgütlerini daha somut ve caydırıcı adımlar atmaya zorlamalıyız. Çifte standart barındıran sessizliğe karşı küresel adalet talebimizi her platformda yinelemeliyiz. İsrail markalarını ve bu zulme finansal, lojistik ya da küresel propaganda desteği sağlayan şirketleri boykot etmek, sadece ekonomik bir tercih değil; vicdani bir zorunluluktur. Bizler çok iyi biliyoruz ki, bugün Filistinli kardeşlerimizin üzerine yağan bombalar, evlerini yıkan iş makineleri ve bebekleri hayattan koparan silahlar, küresel sermaye çarkları tarafından finanse edilmektedir. Siyonist işgal rejimine açıkça destek veren, onun ekonomisini ayakta tutan veya bu zulmü meşrulaştıran her bir markadan satın aldığımız her ürün, o çarklara birer dişli olmaktadır” ifadelerine yer verdi.

“ZULME RIZA DA ZULÜMDÜR”
Boykot etmenin adaletsizliğe, işgale ve çocuk katliamlarına harcanan parayı kesmek olduğunu belirten Van Boykot Nöbeti Direnişi, “Zulme ortak olmamak, o katliam şebekesinin finansal damarlarını kurutmak adına atılmış en somut adımdır. Bizler, "Zulme rıza da zulümdür" diyen bir inancın mensuplarıyız. Hz. Muhammed (s.a.v.), bir kötülük gördüğümüzde onu önce elimizle, gücümüz yetmiyorsa dilimizle düzeltmemizi, ona da gücümüz yetmiyorsa kalbimizle buğzetmemizi emretmiştir. Bugün boykot, bir Müslüman için "eliyle ve cebiyle" kötülüğe müdahale etme makamıdır. Tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek, cebimizdeki paranın nereye gittiğinin hesabını yapmak bir ibadet bilincidir. İnfak etmek kadar, zalime giden kuruşların önüne geçmek de cihattır. Müslüman, yeryüzünde adaletin ikamesi için çalışan insandır. Bu nedenle boykot, bizim için geçici bir öfke patlaması değil, bir hayat tarzı, sürekli bir teyakkuz halidir. Bu mesele yalnızca Müslümanların değil, vicdanı kurumamış tüm insanlığın ortak meselesidir. Dininden, dilinden, ırkından bağımsız olarak; bebeklerin katledilmesine, hastanelerin bombalanmasına, bir halkın açlık ve susuzlukla kırılmasına sessiz kalmayan her insan boykot safında yer almalıdır ve nitekim tüm dünyada yer almaktadır. Boykot, modern dünyanın dayattığı vahşi tüketime karşı insani bir başkaldırıdır. Mazlumun çığlığına ses vermek, insanlık ailesinin onurlu bir ferdi olduğunu kanıtlamaktır. Almadığımız her bir İsrail menşeli ürünle, dünyaya şu mesajı veriyoruz: Bizler, insan canını ticari çıkarların üstünde tutan, vicdan sahibi varlıklarız” dedi.
“EVLERİMİZE GİREN HER ÜRÜNÜ TİTİZLİKLE İNCELEYELİM”
Boykotun gücünün küçümsenmemesi gerektiğini belirten Van Boykot Nöbeti Direnişi, “Boykotun gücünü küçümseyenlere, "Benim bir tek ürünü almamamla ne değişir?" diyenlere Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karıncanın safıyla cevap veriyoruz: Bizim safımız bellidir. Üstelik küresel pazarda milyarlarca insanın istikrarlı boykotu, dev şirketleri diz çöktürecek, zalimlerin lojistik ağlarını sarsacak güçtedir. Buradan tüm halkımıza, sivil toplum kuruluşlarına ve vicdan sahibi herkese çağrıda bulunuyoruz: Evlerimize giren her ürünü titizlikle inceleyelim. Yerli ve adil üretimleri destekleyelim. Boykotu bir haftalık, bir aylık bir kampanya olarak görmeyelim; onu hayatımızın değişmez bir parçası, evlatlarımıza bırakacağımız bir şuur mirası haline getirelim. Unutmayalım ki; zulme karşı sessiz kalanlar, bir gün o zulmün ortağı olarak anılacaktır. Bizler ne tarihin önünde ne de mizan gününde mahcup olmak istemiyoruz. Bugün susarsak, yarın insanlığın ortak vicdanında kendimizi aklayacak hiçbir mazeretimiz kalmayacaktır. Filistin’de adalet sağlanmadıkça, tüm dünya insanlığı eksik; vicdanı ise yarım kalacaktır.” Filistin özgür olana, adalet yerini bulana ve her bir çocuk güvenle gülümseyene kadar mücadelemiz ve sesimiz susmayacaktır. İnsanlık ve adalet nöbetimiz kararlılıkla devam edecektir. Çünkü tarih; sadece bu zulmü gerçekleştiren vahşeti değil, gözünü kapatıp sessiz kalarak bu suça ortak olanları da asla affetmeyecektir” ifadelerine yer verdi.




