Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı "Topluma Hizmet Uygulamaları" dersi kapsamında Dr. Öğr. Üyesi Gülçin BİLGENER rehberliğinde hazırlanmıştır.
Günümüzde çocukların günlük yaşamında ekranlar neredeyse görünmez bir merkez haline gelmiş durumda. Telefon, tablet ve televizyon yalnızca bir araç olmaktan çıkıp çocukların zamanını yöneten bir alışkanlığa dönüşebiliyor. Bu durum çoğu zaman fark edilmeden “normal” kabul ediliyor.
Çocukluk artık eskisi gibi sokakta oyunlarla, arkadaşlarla kurulan hayallerle ilerlemiyor. Bunun yerini ekranlarda hızlı akan görüntüler aldı. Çocuklar sürekli değişen içeriklere maruz kaldıkça odaklanma süreleri kısalabiliyor ve kendi başına oyun kurma becerileri zayıflayabiliyor.
Medya yalnızca zaman alan bir araç değil. Çocuk, izlediğini doğrudan davranışına taşıyabiliyor. Konuşma biçimi, tepkileri ve “doğru” algısı bile izlenen içeriklerle şekillenebiliyor. Özellikle kontrolsüz ve yaşına uygun olmayan içeriklere maruz kalma, gelişimsel açıdan risk oluşturuyor.
Bu noktada en kritik konu aileler. Çünkü çocuk, ilk öğrenmelerini evde başlatıyor. Ancak burada sık yapılan bir hata var: Çocuklara sınır koyulmaya çalışılırken yetişkinlerin kendi ekran kullanımı göz ardı ediliyor. Sürekli telefonla meşgul bir ortamda çocuğa “az izle” demek çoğu zaman etkisiz kalıyor. Çocuk için model, söylenen değil görülen oluyor.
Bu yüzden yalnızca çocuğun değil, ailenin de bilinçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü bu mesele sadece “ekran süresi” meselesi değildir; evin genel yaşam düzeniyle doğrudan ilgilidir. Ebeveynler kendi medya kullanımını düzenlemediği sürece çocuktan kalıcı bir değişim beklemek gerçekçi değildir. Çocuk, en çok evin içinde gördüğünü benimser.
Yapılması gerekenler birkaç başlıkta toplanabilir:
Ev içinde net ama esnek kurallar oluşturulmalıdır: Bu kurallar tamamen yasaklayıcı değil, yönlendirici olmalıdır. Örneğin yemek saatlerinde ekran kullanılmaması, uykuya yakın saatlerde ekran süresinin azaltılması ve gün içinde belirli bir “ekransız zaman dilimi” oluşturulması çocuk için daha sağlıklı bir denge sağlar.
Alternatif yaşam alanları oluşturulmalıdır: Çocuklara sadece sınır koymak yeterli değildir. Çocuğun ekran dışında da keyif alabileceği aktiviteler olmalıdır. Açık hava oyunları, birlikte yapılan el işi çalışmaları, kitap okuma saatleri ya da basit ev içi sorumluluklar çocuğun boş zaman algısını değiştirir. Aksi halde ekran, tek seçenek olarak kalır.
Birlikte zaman geçirme kültürü güçlendirilmelidir: Çocukla geçirilen zaman sadece aynı ortamda bulunmak değildir; birlikte yapılan, dikkat verilen ve iletişim kurulan zamandır. Sohbet etmek, birlikte oyun oynamak ya da gün içinde yaşananları paylaşmak çocuğun duygusal bağlarını güçlendirir.
İçerikler tamamen serbest bırakılmamalıdır: Medya kullanımı tamamen bireysel bir alan gibi görülmemelidir. Çocukların ne izlediği kadar, nasıl izlediği de önemlidir. Bu nedenle içerikler mümkün olduğunca birlikte izlenmeli ve ardından üzerine konuşulmalıdır. Bu yaklaşım çocuğun pasif izleyici olmasını engeller, eleştirel düşünme becerisini destekler.
Ebeveyn farkındalığı artırılmalıdır: En sık gözden kaçan konu ebeveyn farkındalığıdır. Çocukların medya kullanımını düzenlemek isteyen bir yetişkinin önce kendi alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekir. Sürekli ekran kullanan bir ebeveynin çocuğa koyduğu kurallar uzun vadede etkisiz kalır. Bu nedenle değişim önce yetişkinde başlamalıdır.
Teknoloji hayatın dışında tutulabilecek bir unsur değildir. Ancak kontrolsüz kullanıldığında çocukluğun doğal gelişim sürecini sessizce değiştirebilir. Asıl önemli olan yasaklamak değil, bilinç kazandırmak ve denge kurabilmektir.
KAYNAKÇA
Yılmaz, D., & Güney, R. (2021). Medyanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri ve Kullanımına İlişkin Öneriler.
Turan, E., & Aydoğdu, F. (2020). Dijital Medya ve Çocuk Gelişimi.
Karakuş, T. (2016). Çocukların Televizyon İzleme Alışkanlıklarının Davranışlarına Etkisi.