Ramazan ayı geldiğinde, orucun sadece açlık ve bazı ibadetler ile sınırlı olduğu bir kanaat olarak toplumda anlaşılmaktadır. Geleneksel olarak sahura kalkılır, günlük ibadetler eda edilir, akşam iftar edilir. Hatta her zamandan daha çok sinirli oluruz. Öfke kontrolümüzü kaybederiz.
Rabbimize karşı yapacağımız kulluk, eda edeceğimiz ibadetler, hayır ve hasenatların tümü nefsimizi terbiye etmek içindir. Yoksa alışılagelmiş geleneksel bir zaman diliminde, örfi bir iş yapmak değildir, olmamalıdır da.
Ramazan ayı geldiğinde çok güzel örfi ve geleneksel hayır ve hasenatlarımız vardır. İbadetlerimizi eda eder, fakir ve fukarayı gözetir, konu komşu ile muhabbetimiz artar, cami ile daha fazla içli dışlı oluruz. Gel gör ki zihin değişikliği, fabrika ayarlarına dönme ve yeni bir başlangıç yapamıyoruz. Mesela Kur'an okumayı Ramazan ile sınırlandırıyoruz. Sadakayı sadece Ramazan'da veriyoruz. Düzenli ibadetimizi sünnetleriyle beraber Ramazan ayında eda ediyoruz. Hatta diğer zamanlara nazaran bu ayda daha çok daralıyoruz.
Olması gereken, öncelikle zihni bir değişim ve dönüşümü yakalamalıyız. Ramazan ayını bir başlangıç yaparak ibadetlerimizi tüm zamanlar için düzgün, düzenli ve eksiksiz bir hale getirip bu konuda istikrarlı olmalıyız, Kur'an okumayı tüm seneye yaymalıyız mesela. Ahlakımızı daha bir güzelleştirip bu ayın irfan ve sabır meziyetleri için bir başlangıç olduğunu unutmamalıyız. Sadaka, infak ve isarın daimi olması için her ayda kazandığımızın bir kısmını gerek şahsi ve gerekse de İslami kurumlar aracılığıyla muhtaçlara ulaştırma adına sağlam bir karar almalıyız. Bunları yerine getirdiğimizde Ramazan'ın tadına, iman ve ihlasın tadına varacağız.
İbadetler denildiğinde, sadece günlük namaz vs. ibadetler anlaşılmamalıdır. Nefsimizi kontrol altına alıp hayal kuşumuzu dizginlemek ve böylelikle ruhumuzu tehlikelerden muhafaza etmek, her halimizde bolca dua etmek, akraba ve tüm yakınlarımızı sormak, İslami kitaplar okumak, ailemiz ile dini konularda sohbetleşmek, camiyi ikinci adresimiz yapmak, helal çalışmak… Bunların tümü ibadettir.
Hadid suresi 20. Ayeti kerimede mealen şöyle geçmektedir; “ Bilin ki dünya hayatı, bir oyun, bir eğlence, bir gösteriş, aranızda bir övünme, mal ve evlatta bir çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki yeşerttikleri çiftçileri imrendirir, sonra kurumaya yüz tutar, bir de bakarsın ki sararmıştır, ardından da çerçöp haline gelmiştir. Ahirette ise ya çetin bir azap yahut Allah’ın bağışlaması ve hoşnutluğu vardır. Dünya hayatı sadece aldatıcı bir faydalanmadan başka bir şey değildir.”
Kısacası, Ramazan orucu tuttuğumuz bu nadide günlerde zihnimizi tüm bulanık düşüncelerden arındırmalı, maneviyatımızı güçlendirmek için ruhen de oruç tutup boş yani faydasız işlerden yüz çevirmeli, vaktimizi hayır ve hasenatta geçirmeli, ibadetlerimizi bir disiplin çerçevesinde istikrarlı kılmalıyız. Yani Ramazan bir başlangıç olsun iyiliklerimize. Ramazan bitti, iyiliklerimiz de bitti anlayışı Müslümanca bir anlayış değildir, olmamalıdır da… Dolayısıyla her ayımız ramazan kokmalı, Ramazanca yaşamalıyız.
Dünyanın dört bir yanında İslam beldelerinin küfrün saldırılarına maruz kaldığı, kâfir ABD ve İsrail katilinin insani hiçbir kaide, kural ve prensibi tanımaksızın Müslümanları katlettiği, hatta Ramazan ayında saldırılarını daha çok artırdıkları, özellikle de Filistin’deki kardeşlerimize hayat hakkı tanımadıkları malumunuzdur. Duaların makbul olduğuna kani olduğumuz bu manevi zaman diliminde dünya Müslümanlarına, hassaten Filistin’deki kardeşlerimize bolca dua edelim. Kâfirlere ise bedduamızı eksik etmeyelim. Belki Rabbimiz bu şımarık, dünyanın baş belası küfür cephesini yerle bir eder de dünya rahat bir nefes alır.
Selam ve dua ile…