Son zamanlarda gençlerle ilgili gözlemlediğim konuların başında kaygı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve geleceğe yönelik yoğun endişeler geliyor. Özellikle eğitim hayatı, meslek seçimi, ekonomik koşullar, sosyal ilişkiler ve gelecek beklentileri gençlerin zihinsel dünyasında önemli bir yer tutuyor. Ancak burada dikkatimi çeken asıl nokta, gençlerin yalnızca yaşadıkları sorunlardan değil, henüz gerçekleşmemiş ihtimallerden de yoğun biçimde etkilenmeleri.
Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin günlük yaşamında karşılaşabileceği birçok konu hakkında kontrol etmekte zorlandığı, aşırı ve sürekli endişe yaşamasıyla karakterize edilen bir kaygı bozukluğudur. Söz konusu endişeler yalnızca belirli bir olayla sınırlı kalmaz. Kişi eğitimini, ailesini, sağlığını, sosyal ilişkilerini veya geleceğini sürekli düşünerek zihinsel bir yorgunluk yaşayabilir. Bu durum en az altı ay boyunca, çoğu gün devam eden bir örüntü hâline geldiğinde klinik açıdan değerlendirilmesi gerekir.
Gençlerde bu tabloyu daha dikkat çekici kılan unsurlardan biri, kaygının zamanla günlük yaşamın doğal bir parçası gibi algılanmasıdır. Sınav öncesinde yaşanan endişe, başarısız olma korkusu, arkadaş çevresinde kabul görme ihtiyacı veya geleceğe ilişkin belirsizlikler tek başına bir psikolojik bozukluk anlamına gelmez. Ancak bu düşünceler kişinin yaşamını yönetmeye başladığında, uyku düzeni bozulduğunda, dikkatini toplamakta zorlandığında ve sürekli kötü bir şey olacakmış hissi yaşadığında durum farklı bir boyuta taşınabilir.
Gözlemlerimde dikkatimi çeken bir diğer konu ise gençlerin zihinsel olarak sürekli meşgul olmaları. Henüz yaşanmamış bir konuşmayı defalarca düşünmek, alınacak bir kararın olası bütün sonuçlarını hesaplamak veya küçük bir hatanın gelecekte büyük sorunlara yol açacağını düşünmek, kişinin zihinsel enerjisini tüketebiliyor. Buna zaman zaman kas gerginliği, huzursuzluk, çabuk yorulma ve uyku problemleri de eşlik edebiliyor.
Burada ailelere önemli sorumluluklar düşüyor. Gençlerin kaygılarını küçümsemek, onları başkalarıyla kıyaslamak veya sürekli başarılı olmaları gerektiğini hissettirmek çözüm değildir. Bazen bir gencin ihtiyaç duyduğu şey, ona ne yapması gerektiğini anlatmaktan önce ne hissettiğini anlamaya çalışmaktır.
Unutulmamalıdır ki kaygı, insanın tehlikelere karşı geliştirdiği doğal bir mekanizmadır. Sorun, bu mekanizmanın gerçek bir tehlike olmadığı hâlde sürekli alarm vermesidir. Gençlerin geleceğe hazırlanırken bugünü yaşamaktan uzaklaşmadığı, kendilerini başarılarıyla değil bütün yönleriyle değerlendirebildiği bir anlayışa ihtiyacımız var.