Bugün hepimizi yakından ve derinden ilgilendiren, ama bazılarına göre kimseyi ilgilendirmeyen bir konuyu konuşacağız. Ve o bazıları ki, “Her koyun kendi bacağından asılır.” sözüyle insanların birbirlerinden sorumlu olmadığını iddia eder mahiyette sözler sarf ederler. Kendilerine bir şey dokunduğunda ise insanların onların etrafında dönmeleri gerektiğini düşünürler.

Uzun yıllar önce bir yerde, insanların özgürlükleri ve sınırlarının ne olması gerektiği hakkında konuşurken, ortamda bulunan bir kardeşimiz bir ülke ismi vererek, ilgili ülkede insanların her konuda özgür olduklarını, sınır tanınması gereken bir unsurun olmadığını; kim, kiminle, nerede, ne yaparsa yapsın — cinsi sapıklık ve sapkınlık dahil — her şeyi ulu orta yapabildiğini ve kimsenin de dönüp bakmadığını iddia etmişti. Tüm söylediklerini dikkatle dinleyip konuşması bitince, belirttiği özgürlüğün ülkemizde de olduğunu, hatta bahsettiği şekliyle, sadece ince bir farkla karşılaştığımızı ifade etmiştim. Kardeşimiz ise “Ben hiç karşılaşmadım, nerede bahsettiğim bu durum olursa hemen ahlâksızlıkla suçlanır ve dışlanırlar.” şeklinde yanıt vermişti. Ben ise bu özgürlüğe farklı baktığımı, bahsettiği durumun aynısını köpeklerin ulu orta yaptığını ve diğer hayvanların da dönüp bakmadığını; onların da diğer hayvanları hatta insanları bile umursamadığını belirterek birçok hayvanın aynı durumda olduğunu söylemiştim. Bu durumda eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanın hayvan ile aynı durumda olmasının çirkin olup olmadığını sormuş ve “Hocam, ben böyle düşünmemiştim.” cevabını almıştım.

Evet, kıymetli okuyucularımız, biliyorum; bir kısım kendini bilmez çıkıp olumsuz eleştirilerde bulunacak, farkındayım. Ama onları yukarıda bahsettiğim ortamlarına bırakalım istiyorum.

Gelelim asıl konuşmak istediğim ve sizlerin de aslında çok rahatsız olduğu, açıklık değil çıplaklık konusuna. Sizler derken inanın özellikle kadınların da rahatsız olduğu ve midemiz bulanıyor diyerek dile getirdiği bir konu ki kadınıyla erkeğiyle rahatsızlığı toplumda çok net konuşulan çıplaklık ile erkeklerin çok dar giyinme konusunu ele alacağız.

Bir zamanlar Van sokaklarında hayâ vardı. İnsanlar sadece bedenini değil, ruhunu da örtmesini bilirdi. Anne babalar çocuklarına edebi, hayâyı anlatırdı. Bir genç kızın yüzüne bakarken gözler yere indirilirdi. Mahalle kültürü utanmayı ayıplamaz, aksine yüceltirdi. Çıplaklık mı? Yoktu. Açıklık da yok denecek kadar azdı. Teşhircilik, hayasızlık, sokakta cirit atan edepsizlik asla sıradanlaştırılmazdı. Herkes, kadınıyla erkeğiyle edep ile yaşamayı; vücut hatlarını belli edebilecek tüm giyimlerden uzak durmayı hayatlarının en temel ilkesi olarak bilirdi.

Ama bugün Van’da, o eski vakarın yerini arsız bir yozlaşma aldı. Ahlâki sınırlar çiğnendi, sokaklar sergiden farksız hâle geldi. Sözde "özgürlük" maskesiyle normalleştirilen bu çıplaklık, ve dar giyim aslında insanın özüne vurulan zincir oldu. Birileri ekranlardan, reklamlardan, sosyal medyadan sinsice dayattı; biz ise sessiz kalarak bu çöküşe ortak olduk. Ne yazık ki çocuklarımıza vermemiz gerekenleri erteledik. Camiden uzak tuttuğumuz evladımız, bırakın dar kıyafet giymeyi, yatağında dahi giymesi normal karşılanmayan bir iç kıyafetle, üzerinde hiçbir şey olmadan cadde ve sokaklarda dolaşabiliyor. En ufak bir uyarıya da özgürlük kisvesi altında aba göstermeyi ihmal etmiyor.

Buradan ebeveynlere bir çağrımız olsun: Sizin küçükken edebi öğrettiğiniz çocuklar, büyüdüklerinde edepsizliğe “ayıptır” diyerek karşı duracak ve her türlü gayriahlâki ortamdan utanarak geri duracaklardır. Ve yine ebeveynlere çağrımız; küçüklüklerinde edebi, hayâyı öğretmediğiniz yavrularınız, büyüdüklerinde ahlâkın kıymet gördüğü ortamlardan “Acaba beni nasıl karşılarlar?” diye çekinceler yaşayacak ve uzak duracaktır. Bu yüzden ne verirseniz, çocukluk döneminde vereceksiniz.

Ve herkese söyleyelim:

Unutmayın!

Çıplaklık bir giyim tercihi değil, topluma karşı yapılan bir ahlâki sabotajdır.

Van gibi köklü, inançlı bir şehirde gençler sokakta edep dairesi dışına taşarak gezebiliyorsa, mesele sadece bireysel değildir; bu, sistemli bir yozlaştırmadır. Bunun önüne de yine halk olarak sizler geçebileceksiniz. Evinizde atacağınız bir hayâ adımı, sokaklarımızı ve caddelerimizi şekillendirecektir.

Düşüncesi, ideolojisi, inancı fark etmeksizin, kadınların bile mide bulandıran şeklinde nitelendirdiği çıplaklığa karşı bireysel konuşmalarda söylediklerimizi artık hep birlikte söyleyelim:

Artık yeter!

Çıplaklık bir hak değil, hayasızlığın ilanıdır.

Sokağımızda edep istemek yobazlık değil, insanlıktır.

Bu şehir kendi kimliğine dönmedikçe; ne huzur kalır, ne güven, ne aile.

Hayânın bittiği yerde çöküş başlar.

Biz ya yeniden utanmayı öğreniriz ya da ahlâkın yok oluşunu izleriz.

Seçim bireysel olsa da bedel ödemek hepimizedir.

Amacım birilerini dışlamak aşağılamak değil; Tam tersi kadınlarımızın da erkeklerimizin de insana verilen değer konusunda bedenler üzerinden değil, hayâ ve ahlâkları üzerinden değerlendirildiğinin hatırlatmasını yapmak ve aileleri de tekrar bu bilince çağırmaktır.

Erkeklerdeki dar kıyafetlerin de çıplaklık niteliğini gözden kaçırmak istemiyorum. Bu hususa da erkeklerin dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmakta fayda var diye inanıyorum.

Birileri çıkıp ahlâkın sadece çıplaklıkla sınırlandırılamayacağını Hırsızlığın, rüşvetin, adam kayırmanın, hak yemenin, iftirada bulunmanın vb. unsurların da ahlaksızlık olduğunu söyleyebilir. Hepsine en az kendileri kadar katılmakla beraber hepsinin müstakil konular olduğunu zaman zaman yazılarımda değindiğimi ve devamının da geleceğini belirtmek isterim. Bir konudaki eksikliğimizi kapatmak için farklı konularla gündeme atlamaya çalışılmamalı gerektiğine inanıyorum. Toplum biziz. O halde biz kendimizi her türlü çirkin davranıştan korumalı ve özellikle kamusal alanı ilgilendiren yanlışlarımızda birbirimizi uyarabilmeliyiz.

Selam ve dua ile.